Miraciyye Saklı Miras

Murat Pay'ın, miracı konu edinen ve Mevlid-i Şerif gibi müzikal bir altyapıyla okunan miraciyyeyi ele aldığı "Miraciyye Saklı Miras" adlı filmi, Malatya Uluslararası Film Festivali'nde izleyiciyle buluştu.

Senaryosunu Ayşe Pay, Murat Pay ve Alper Bozkurt'un kaleme aldığı filmde, Mehmed Safiyüddin Erhan, Mehmet Usta, Suna Sancaktar, Ahmet Taşdemir, Sercan Gülbahar, Nail Kesova, Murat Taştekin ve Ahmet Saka rol aldı. Yönetmen Pay, filme ilişkin yaptığı açıklamada, miraciyyeyi kimsenin bilmediğine işaret ederek, bu nedenle yeni filminde bu konuyu ele aldığını dile getirdi. Bir önceki filmi "Maşuk'un Nefesi"nde Hazreti Muhammed'in doğumunu, hayatını anlatan mevlidi işlediğini kaydeden Pay, "O filmi bitirdiğimde, Türk musikisiyle alakalı bir kulak aşinalığım var, alanında birçok insanla görüştüm. Herhalde konuya biraz hakimim diye düşünmüştüm. Bir gün filmden sonra yolda giderken, bir arkadaşım, 'Miraciyye diye bir eser var. Hiç duydun mu? Türk müziğinin en büyük eserlerinden bir tanesi.' dedi. Bir an şaşırdım. O kadar ilgilendiğimi, Türk müziğiyle alakadar olduğumu düşündüğüm bir zaman diliminde, böyle bir bilgi öğrenince, bunu bilmemek biraz ağırıma gitti açıkçası. Sonra bunu niye film yapmayalımki dedim. Şu da etken oldu, arkadaşım, 'Bu eserin 4. bahri kayıp.' dedi. Bu benim için film açısından merak unsuruydu. Yani işlemesi, senaryoda bir yere koyması biraz daha kolay bir mesele. Bu da işi biraz kolaylaştırmış oldu. Oradan yola çıktık." diye konuştu.

Mevlid gibi bir form aslında

Murat Pay, miraciyyenin Türk müziği için önemine dikkati çekerek, "Miraciyye, Türk müziğinin en büyük eserlerinden bir tanesi. Bence en önemli tarafı bu. Mesela mimaride Süleymaniye'den, Selimiye'den bahsediyoruz. Bunları biliyoruz. Miraciyye de müzik alanında böylesi devasa bir eser. Aslında göz önünde ve çok büyük bir eser, kalite, derinlik, müzikalite, makam, icra anlamında. Yenilikçi bazı özellikleri de var. Böylesi görünürde olan ama halihazırda biraz üzeri örtülmüş bir müzik. Mevlid gibi bir form aslında." ifadelerini kullandı. İlk duyduğunda miraciyyeyi bilmediğinin altını çizen Pay, şunları aktardı: "Yavaş yavaş miraciyyeye daldım. Aynı şekilde filmin dünyasını da bu şekilde inşa edebilir miyim diye düşündüm. Miraciyyenin kendisi 6-7 bahirden oluşuyor. Münacaatı da sayanlar var. Ben de filmi bu şekilde bölümlere ayırarak ama bu musiki formunu hiç duymayan insanların anlayabileceği şekilde nasıl temsil edebilirim diye düşündüm. Böylece ilk etapta bunu bir çocuk hikayesi üzerine kurmak nasıl olur diye düşündük ve dört hikaye kuralım dedik. Birincisinde bir çocuğun kulağına çalınan mirac hikayesi. İkinci hikayede çocuk büyüdüğünde miraciyye bestekarı Nayi Osman Dede'nin çevresinde dolaşan bir musikişinas adayı olmaya başlıyor. Üçüncü hikayede, bu kişi artık miraciyyenin peşine düşmüş bir vaziyette. Dördüncü hikayede ise miraciyyeyi bugüne kadar canla başla devam ettiren, belgeseli yapmamızda da çok önemli bir kişi olan Mehmet Safiyüddin Erhan efendinin yine kendi dergahında icra edilen miraciyye ile bahsettiğimiz kişinin, büyüdüğünde, kızıyla beraber bu dergaha gelmesini konu ettik." Yönetmen Pay, kurmaca belgesel türündeki filme festivalde gösterilen ilgiden memnun olduğunu söyleyerek, festivaller sayesinde filmlerin hem farklı şehirlerdeki sinemaseverlerle buluşabildiğini hem de sinemayla daha yakından ilgilenen insan gruplarına ulaşma imkanı olduğunu sözlerine ekledi.

Bizim için miraciyyenin kıymetli bir yanı var

Bursalı araştırmacı Mehmet Safiyüddin Erhan da geçmişte tasavvuf alanında çok sayıda eser verildiğini belirterek, "Biz de onların kültürüne devam etmiş biri olarak, İstanbul'da büyük bir heyet var, bilhassa (Galata) Kuledibi Mevlevihanesi kültürüyle yetişmiş Hopçuzade Şakir Çetiner beyefendinin huzurunda ve meclislerinde bulunma fırsatı bulduk. Onlar her sene Bursamıza teşrif ederler ve yine Kuledibi Mevlevihanesi şeyh efendilerinden Kutbü'n-Nayi Osman Dede Efendi'nin meşhur miraciyyesini mahdut bir şekilde okurlar. Onların gerek heyetinden, gerek vücuda getirdikleri manevi iklimden istifade ederek, miraciyye hakkında hem malumat edindik hem de onun terennümleriyle Nebi muhterem efendimiz hazretlerinin orucuna dair o iklimde yaşadıklarını, o manevi atmosferde, miraciyyenin icrası anında kullanılan makamlarla adeta o mirac hadisesini beraber yaşardık. Bizim için miraciyyenin böyle kıymetli bir yanı var." dedi. Miraciyyenin kelime manasının merdiven olduğunu vurgulayan Erhan, "Nebi muhterem Efendimiz hazretlerinin Cenabı Hakk'ın kendilerini yüce katına davetiyle ilgili bir hadisedir. Bu hadiseden Kur'an-ı Kerim'de İsra ve Necm surelerinde bahsedilir." ifadelerini kullandı.

Okuyanlar da tabii azalmış

Mehmet Safiyüddin Erhan, Tasavvufi Türk İslam edebiyatı içerisinde de miracnameler kaleme alınıp bestelendiğinin de altını çizerek, Kutbü'n- Nayi Osman Dede'nin kaleme alıp, bestelediği miracnamenin günümüze kadar ulaştığını ve her sene düzenlenen etkinliklerle zenginleştiğini aktardı. Miraciyyenin geçmişte dergahlarda okunduğuna dikkati çeken Erhan, şu bilgileri verdi: "Şimdi dergahlar sınırlı olduğu için bu inkıtaya uğramış ve çoklarımız bunu unutmuş. Okuyanlar da tabii azalmış. Son okuyucu Hopçuzade Şakir Çetiner Efendi de vefat ettiği için ancak onların talebelerinin hayatı kadarıyla sınırlı kaldı. Biz bunu, tekrar bantlardan ve eldeki notalardan talim etmeye çalışanlardan da olsa yaşatmaya çalışıyoruz. Tabii gençlerimizden, halkımızdan, Türk kültürünü kendisine görev vesilesi kılmış bütün vatandaşlarımızdan alaka bekliyoruz. Bu bulunmaz bir hazinedir. Türk kültürünün, Türk musikisinin bütün makamlarını içerisinde topladığı için adeta musiki dünyamızın bir hazinesi olarak kabul ediliyor. Hatta eskilerden işittim, vaktiyle İstanbul'da bir kiliseye papaz tayin edileceği zaman 'Miraciyye okudunuz mu, meşk ettiniz mi?' diye sorarlarmış. Zira eskiden, belki hala da öyledir, kiliselerde icra edilen ayinler Türk musikisi usülüne göre yapılıyor. Bu eseri bilenlerin bizim musikimizin bütün makamlarına vakıf olduğu kabul ediliyor. Buna vakıf olanın diğer eserleri daha kolay icra edebilme imkanı var. Dolayısıyla bu bir ölçü olmuş." Filmdeki katkısına da değinen Safiyüddin Erhan, "Evrak, vesika, hatıra ve fotoğraflar var. Tabii yaşanmış bir mazi var 60 küsur senelik. Dolayısıyla bunu Murat Bey'e sunduk. Miraciyyeyi de yine bizim bulduğumuz mekanda icra ederek filme aldık." ifadelerini kullandı.

Kıymetli bir iş oldu

Filmde Raci karakterini canlandıran oyuncu Mehmet Usta da filmin çekimlerinin büyük bölümünün Bursa'da geçtiğini aktararak, belgesel niteliği olan filmde dramatik unsurların da yer aldığını söyledi. Miraciyyenin pek bilinmediğine dikkati çeken Usta, şöyle konuştu: "Çünkü dokunulmuş, hatta bilinen bir konu değil. İsmiyle de müsemma aslında. 'Saklı Miras' diye geçiyor. Biz Mevlidi Şerifi, İslami literatürdeki yerini biliyoruz. Bu seyirci tarafından da bilinen bir şey. Kandillerde ya da düğünlerde, cenazelerimizde mevlidi biliyoruz. Yani dini ritüelin içinde bir karşılığı var. Miraciyyenin böyle bir karşılığı yok. Biz de temas ettikten sonra biraz daha anladık aslında. O hikayeyi çok iyi bilmekle beraber buna ait müstakil, o dilin ve o müziğin bütün unsurlarına sahip bir metnin olduğunu ben de bunu çalışmadan önce bilmiyordum açıkcası. Dolayısıyla bu anlamda çok iyi ve bilinmeyen bir şey. Altını çizmiş, ortaya çıkarmış olduk. Bu anlamda kıymetli bir iş oldu." Filmin, 30 Kasım'da TRT 1'de izleyiciyle buluşması planlanıyor. AA

Yorum Gönder