BİLSAM Konferansları devam ediyor

8 yıldır sürdürülen konferanslar dizisinin bu haftaki konuğu eski, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün oldu.

BİLSAM konferans salonunda düzenlenen konferansta Ergün, ‘İktisadi ve Siyasi düşüncede Akıl’ konulu konferans verdi. Konferans öncesi bazı STK temsilcileriyle bir kahvaltı programında buluşan Ergün burada da Bir toplumsal gelişme olarak çoğulculuk ve farklılıkların yönetimi’ konusundaki görüşlerini paylaştı.

 Fikir ve istişare adı altında düzenlenen toplantıya, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Eski Bakanı Nihat Ergün, Prof Dr İbrahim Gezer, Arapgir Belediye Başkanı Haluk Cömertoğlu, Memur-Sen Malatya Şube Başkanı Kerem Yıldırım, Büyükşehir Belediye Kültür A.Ş Genel Müdürü Sabri Akın, İHH Malatya Şube Başkanı Ömer Derin, Cem Vakfı Başkanı Eşref Doğan, bazı STK temsilcileri, iş adamları, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. 

 Farklılıklar medeniyetimizin zenginliğidir

 Bakan Ergün burada yaptığı konuşmada toplumların birlikte yaşamaları için farklılıkların medeniyetler için zenginlik olduğu ifade ederek Kur’anı Kerimden ayetlerle örnekler verdi. “Kur’an’da geçen , “isteseydim sizi tek bir ümmet yapardım” ifadesiyle İlahi irade farklılıkların kendi iradesi olduğunu ortaya koyuyor ve bunların ortadan kaldırılması teşebbüsünü de kendisine karşı girişilmiş bir teşebbüs olarak görüyor. Anayasada hem bütün farklılıklar kendi rengini görebilmeli, hem de o metin farklılıkları koruyan gözeten bir metin olmalı. Tek tip toplumların bir medeniyet inşa etmesi mümkün olmaz. Herkesin farklılığını bir havuza atabilmesi, hayatın içine katabilmesinin şartlarını oluşturmak lazım. Medeniyetlerde farklılıklar ilahi bir hikmete dayalıdır” dedi

Farklılıklar doğaldır ve ilahi hikmetin gereğidir

 Ergün, konuşmasının devamında  ise; “Farklılıklar son derece tabii olaylar ve ilahi bir hikmetin gereği olduğunu biliyoruz. Bizim kendi kaynaklarımızda şunu çok rahatlıkça görebiliyoruz. Mesele Kur’an-ı Kerim’de bunu görmek mümkün; “isteseydim sizi tek bir ümmet yapardım”, “İsteseydim hepiniz aynı şeye inanırdınız” ama istemedi. İlahi irade farklılıkların kendi iradesi olduğunu ortaya koyuyor ve bunların ortadan kaldırılması teşebbüsünü de kendisine karşı girişilmiş bir teşebbüs olarak görüyor. Bu böyle olacaktır, yeryüzünde insanlar birbirinden farklı düşünerek, bir birinden farklı inanarak, bir birinden farklı yaşayarak yeryüzünü geliştirecekler. Ve herkes bu farklılıkları son derece doğal ve son derece ilahi bir hikmetin gereği olarak görecek ki, bu inkişafı sağlayabilelim.

 Barış içinde birlikte dünyayı kullanalım

 Yoksa farklılıkları tahammül edilemez şeyler, ortadan kaldırılması gereken şeyler olarak görürsek, o zaman bizim yeryüzünü imar ve inşa etmemiz, huzur ve barış içerisinde bir dünya oluşturmamız da mümkün olmayacaktır. Kuşkusuz hepimiz bir sınavdayız, yeryüzünden belirli bir süre yaşıyoruz, bir imtihan veriyoruz. Bu imtihanlardan birisi de bu farklılığımızı yeryüzünün imar ve inşasında nasıl kullandığımızdır. Hayatın ve ölümün niçin yaratıldığını gördüğümüz zaman şu dikkatimizi çekiyor; bakalım hanginiz daha güzel işler yapacak. Bunun için hayat ve ölüm bu gaye ile olmuştur. Ömür denilen hadise bunun için bize verilmiştir. Bu farklılığını en güzel şekilde değerlendirecek olan, hayata katacak olan kim, bugün imtihan içerisindeyiz. Olaya böyle baktığımız zaman bu farklılıkların bir arada yaşamasını, bir takım kurallara bağlı olması gerekir. Bu toplumsal sözleşme dediğimiz, herkesin üzerinde mutabık kaldığı, iradesini ortaya koyduğu, altına imzasını koyduğu prensiplere bağlı kalmakla sağlanabilir. Buna modern dönemde Anayasa diyoruz” diye konuştu.

 Farklılıklar anayasada yer almalı

 Farklılıkların anayasada yer alması gerektiğini söyleyen Bakan Ergün; “Anayasalar, o nedenle bir toplumsal sözleşme niteliği taşıyan metinlerdir ve öyle olmalıdır. O metnin içerisinde hem bütün farklılıklar kendi rengini görebilmeli, hem de o metin farklılıkları koruyan gözeten bir metin olmalı. Bütün dünyada anayasaların temel problemlerinden bir tanesi de bu. Bu özelliği ne kadar taşıyorsa o kadar iyi Anayasa olabilirler. Bu özelliği ne kadar taşımıyorsa eleştiri alırlar. Mesele bizim 82 Anayasamız, bu nedenle sürekli eleştirilen, sürekli tadilat görmesi gereken bir Anayasa niteliğinde olmuştur. Çünkü bir toplumsal mutabakatın sonucunda oluşmuş bir Anayasa değildir. İyi ama bunun arkasında yüzde 92 oy var, e o yüzde 92 oyun arkasında nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz. O Anayasayı eleştirmenin, ona karşı çıkmanın yanlış olduğunu söylemenin yasak olduğu, takibata uğradığını söyleyenlerin sürecin sonunda bu yüzde 92 oluştu. Üstelik de bir ihtilalin arkasından geldiği için bir an evvel normal düzene geçme arzusunun da olduğu bir süreçte oy kullanırken ise, kabul oylarının ve red oylarının nerdeyse görülebilir bir şeffaflıkta zarfların kullanıldığı, yani seçime bile bir gölge düşürebilecek şekilde yapılmış bir referandumun sonunda o yüzde 92 çıktı. Yoksa normal bir tartışma olsaydı, halkın katılımı sağlansaydı, gerçek iradeler belirlene bilseydi, farklı bir tablo çıkabilirdi. Nihayetinde de eleştiriden kurtulamadı. Uzun dönem eleştirildi ve hala da eleştiriliyor. 82 Anayasasının ruhu henüz ortadan kalkmış değil. Onun içindeki ruh hala kendi varlığını korumaktadır. Çünkü o ruh hala bireyi önemsemeyen, devleti bireyin önünde tutan, farklılıkları önemsemeyen, mümkün olduğu kadar tek tip bir toplum meydana getirmeye çalışan unsurlar mevcut. Bu nedenle Anayasal metinlerin farklılıkları koruyan, gözeten metinler olması icap eder.”dedi.

 Adil olmak da gerekir

 Herkesin birbirine saygılı olması gerekliliğini hatırlatan Ergün adelet vurgusu da yaptı. Ergün; “Kuşkusuz bu metinler içerisinde herkesin bir birine saygı göstermesi gerektiği kadar, adaletin de gözetilmesi önemlidir. Çünkü sistem adaletin üzerinde inşa edilmiştir. Sadece yargısal adaletten bahsetmek değil, yargısal adalet zaten önünüze gelen olayın tahkikatı sonuncunda iddia makamının savunmanın ortaya koyduğu deliller sonucunda hâkimin vereceği bir karardır. Bunun zaten adil olması gerekir. Bunda tercihe dayalı bir şey yok. Önemli olan tercihe dayalı konularda adaleti tecelli ettirebilmektir. Örneğin bir belediye başkanının hizmetleri, hizmette öncelik kriterlerini belirlerken gerçekten o hizmete ihtiyacı olana öncelik veriliyorsa, adalet tecelli edilmiş olur. Yoksa en yakınlarınıza, dostlarınıza öncelik veriyorsanız o hizmette adalet tecelli etmez. Suç işlemiş olmazsınız, bir belediye başkanı önceliği bir başkasına verdi diye suç işlemiz olmaz ama adil davranmış da olmaz. Yani işini yaparken adil davranmış olmaz. Bu nedenle Adalet ekseni üzerinde durmak gerekiyor. Hem yargısal adalet, hem işlemlerde adalet, hem de birbirine karşı adil davranmak, yani insanların birbirine adil davranması gibi. Hakkında konuşurken, adaletle konuşmak, yani o kişi burada var veya yok, onun hakkında adil olmak. Şahitlik yaparken adil olmak, gerekirse adaletin tecelli etmesi için kendi aleyhimize şahitlik edebilmek, en yakınlarımızın aleyhine şahitlik edebilmek gibi adalet kriterlerini bir bütün halinde görmek lazım veya adaletin iki büyük düşmanından uzak durmak. Adaletin iki büyük düşmanı vardır. Bir tanesi aşırı sevgi, bir diğeri de kin ve nefrettir. Adalet dağıtanların aşırı sevgiden, kin ve nefretten uzak durması gerekir. İki de adaleti ortadan kaldıran unsurlardır. Eğer birisini çok seviyorsanız, bunu adalete karıştırdığınız zaman o sevginiz yüzünden onun hakkında adil karar veremeyeceksiniz demektir. Bütün ilişkilerde adaleti merkeze alırsak, çoğulcu bir toplum olarak ilerleyebiliriz. Farabi’nin dediği gibi, medeni toplumlar, Medinet’ül Fazıla denilen toplumlar çoğulcu toplumlardır. Farklılıkların bir arada yaşadığı toplumda inkişaf olur. Tek tip toplumların bir medeniyet inşa etmesi mümkün olmaz. Herkesin farklılığını bir havuza atabilmesi, hayatın içine katabilmesinin şartlarını oluşturmak lazım” şeklinde konuştu.

 Gezer: Bizim medeniyetimiz çoğulcu bir medeniyettir

 Kendi medeniyetimizin diğer medeniyetlerden farklı olmasını, çoğulcu ve farklılıkları içerisinde barından bir medeniyet olmasına bağlayan BİLSAM Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Gezer şöyle konuştu, “bugün konu olarak; bir toplumsal gelişme olarak çoğulculuk ve farklılıkların yönetimi konusunda istişarelerimiz olacaktır. İzim kendi medeniyetimiz de temelde çoğulcu bir medeniyet. Belki bu özelliğiyle diğer medeniyetlerden ayrılan bir tarafı var. Diğer medeniyetler incelendiğinde tek bir ulus tarafında, tek bir toplum tarafında, tek bir bölge tarafından kurulduğu görülür. Ama bizim medeniyetimiz daha çoğulcu topluluklar tarafından kurulmuştur. Başat rolde Müslümanlar oynamakla birlikte, Hristiyanlar, Yahudiler, Süryaniler birçok dinden, birçok kültürden, hatta Yunan, Mısır, Çin Medeniyetinden katkılar alındığını biliyoruz. Bu yönüyle bizim medeniyetimiz çoğulcu bir medeniyettir, diğer medeniyetlerden farklı olarak. Hatta öyle ki bundan 50 -60 yıl öncesine kadar bugün dünyanın çok özgürlükçü bilinen ülkelerinde sarf ırk arayışları sürerken ya da insanlar aynı otobüste yolculuk yapamaz, aynı lokantada yemek yiyemezken, bizim medeniyetimiz bundan yüz yıllar öncesinde çok daha köküne kavuşturmuş. İnsanları bir tarağın dişleri gibi eşit görmüş, onları ya dinde kardeş, ya insanlıkta eş olarak kabul etmiş. İnsanların renklerinin ve dillerinin farklı oluşunu sadece bir tanışma aracına indirgemiştir.”

 Çoğunluklarımızı zenginliğe dönüştürmemiz gerekir

 Prof.Dr Gezer çoğunlukla alakalı olarak İslam dünyasındaki uygulamaları irdeleyerek; “Bugün İslam dünyasında çok ciddi bir çoğulculuk meselesini çözememe gibi bir sorunla karşı karşıyayız. Farklılıkların yönetimi konusunda ciddi sorunlarımız var. Oysa çoğulculuk tarihin en önemli toplumsal gelişme dinamiğidir. Adalet gereği ya da hakkaniyet gereği çoğulculuğa dikkat edilmesinde çoğulculuk bir zenginleşme, bir serpilme unsurudur. Hatta bir düşünürün ifadesiyle, bir yerde herkes bir birine benziyorsa aslında orada kimse yok demektir. Dolayısıyla çoğulculuğu, hele de Anadolu’nun da geçmişine baktığımızda bunun çok rahatlıkla bir zenginliğe dönüştürmemiz gerekirdi. Bazı sorunlarımız var ama en azından bundan sonra bunun üzerine konuşmamız gerekir diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

 Haber-Foto: A.Vahap Kaygusuz

 

 

Yorum Gönder