16 NİSAN

Siyaseti yorumlamak zordur zira ilişkiler iç içedir. Hem iç siyaset, hem dış siyaset açısından durum böyledir. İç dediğiniz aslında dış ilişkilerin bir uzantısı olduğu gibi, dış dediğiniz de iç siyasetin bir neticesi olabilmektedir. Mesela Türkiye hala Osmanlı’yı parçalamak için tezgâh kuranların oyunlarıyla zor günler yaşamaktadır. Ve yine Türkiye aynı zamanda Osmanlı’nın bir uzantısıdır. Devlet ve halk arasında, din ve kavim üzerinden yaşanan gerginliği iyi okuduğunuzda da bu hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyetine tuzak kuranların iç ve dış dayanışmasını ve dayatmalarını görürsünüz. Devlet de bunları bilir ancak vatandaş gibi duygusal yaklaşmaz. En azından ben böyle okuyorum.

Klasik ideolojik refleksle veya kendi “zevk dünyalarını ideolojikleştirenlerin” bakışıyla baktığınızda, yaşadığımız şartlanmışlığı doğru okuyamayız. Şartlanmışlıklardan kurtulunca, doğru okuma ihtimalimiz artar.

Suriye’de yaşananların ülkemize etkisi, ensar kabul edip bize sığınanların durumu, Esed’in uyarıları kulak ardı etmesi ve coğrafyanın bu duruma gelmesi, ülkemizi bir cendereye sokup yeni bir Sevr anaforu oluşturmak isteyenlerin oyunları ve akabinde 15Temmuz 2016’da yaşananlar, hiçbiri birbirinden bağımsız değerlendirilemez.

Gelelim 16 Nisan referandumuna…

Tıkanan bir sistem var. Bu tıkanıklığın bizi makûs bir parçalanmaya götürmeden aşılması ve birlik ruhunun güçlendirilmesi gerekir. Bir de karar mekanizması açısından güçlü bir liderlik oluşmalı… 15 Nisan’da güçlü bir liderlik ve birlik ruhu oluşmasaydı, bizi götürecekleri nokta iç savaş ve parçalanmaydı. Bu, içinde iç ve dış uğursuz oyunların olduğu bir haldi. Bu hali aşmak için uygulanan olağanüstü hali de birlik ruhunu güçlendirecek şekilde yönetmemiz gerekiyor.

16 Nisan referandumunda, vatandaşın vereceği karar “EVET” veya “HAYIR” olarak belirecek. Güçlü bir liderliğin oluşması açısından “EVET” tercihi önem taşıyor. Birlik ruhu açısından da, bu iki tercih sahiplerinin birbirini ihanetle suçlamaması… Zannı galibim “EVET” tercihinin ağır basacağıdır zira ülkemiz insanı var olan bir kuşatmanın farkında ve bu kuşatmanın yarılması için güçlü bir liderlikle birlikte, birlik ruhunun güçlenmesi gerektiğini de biliyor.

Bu sıralar yapmamız gereken, birlik ruhunu dağıtmak amaçlı kimi saldırıları doğru okumaktır. Mesela bir sanat merkezine yapılan saldırı… Düşünün bu saldırı kime yarar? “EVET cephesine” yarar mı, bence yaramaz. O halde bu ve benzeri saldırılar aslında EVET tercihine yapılan bir saldırıdır. Aynı zamanda 12 Eylül öncesi bir hava oluşturup yeni bir 12 Mart oluşturmak isteyenlerin saldırısıdır. Eylemi yapanın kim olduğu değil kimin yaptırmış olabileceğine bakmak gerekir. Ve bu aralar daha bir dikkat gerekir. Sosyal medya paylaşımlarında pervasız atışmalar da darbe planlayanların veya ülkenin birlik ruhunu dağıtmak isteyenlerin işine yarar. Bizim gibi 12 Eylül 1980 darbe öncesini yaşamış, darbe olduktan sonraki hadiselere şahit olmuş insanlar en azından yeni nesli bilgilendirmek ve uyanık olmaya çağırmak zorundadır.

Ülkede 16 Nisan 2017 günü yapılacak referandumun, öncelikle memleketi zor günlerden kurtaracak bir iradenin oluşmasına, birlik ruhunun güçlenmesine vesile olmasını diliyorum. Bu referandumda bir fert olarak EVET tercihim, ülkenin geleceği açısından bunu doğru görmemin neticesidir. Kimseye muhalif olmak, tercihlerinden dolayı hakaret etmek bu tercihimin içinde yok, olmadı, olmaz. Biz birlikte Türkiye’yiz. Mehmet Akif’i, Necip Fazıl’ı, Peyami Safa’yı, Nazım Hikmet’i, Cemil Meriç’i, Kemal Tahir’i, Yaşar Kemal’i, Fakir Baykurt’u, Alev Alatlı’yı… Ayırmadan okur, müstefid olmaya çalışırız. Aydınları, sanatçıları birbirimize kin oluşturacak bir tarafgirlik bakışıyla değerlendirmeyiz. Elbette hiç kimse, her konuda aynı düşünemez. Farklı düşüncelerle birlikte aynı ülkede bir olmayı biliriz. En iyi örneğimiz sudur. İki yanıcı atom Hidrojen ve bir yakıcı atom Oksijenden oluşan su, yani farklılıkları bir araya getiren su hayatın kaynağıdır. Hayata bakışımız, toplumsal ünsiyetimiz açısından su önemli bir örnektir.

Allah’a emanet olun!

Yorum Gönder