MUHTARLARA SERTİFİKAYA EVET BELEDİYE BAŞKANLARI VE MİLLETVEKİLLERİNE DE ŞART !...

İnönü Üniversitesi'nce muhtarlara yönelik hazırlanan, hizmet kalitesini yetkinleştirmek amacıyla, eğitim öğretim derslerinden oluşan 

Muhtarlık Akademisi dün yapılan bir törenle açıldı.

Alanında bilimsel çalışma olarak ilk olan "Muhtarlık Akademisi" projesi için 

İnönü Üniversitesini tebrik ederim.

Törenin ayrıntılarına girmeyeceğim.

Haberlerde izlemişsinizdir...

Muhtarlık Akademisi'nin açılış töreninde konuşan Malatya Milletvekili Nurettin Yaşar'ın, akademik öğrenimin sonunda sertifikalı muhtarlarımızın daha bilinçli olarak şehrimize hizmet verebileceklerini söylemesi alkışladığımız bir tespit oldu...

Sayın vekilimiz yerden göğe haklı, ancak bizce biraz eksik bıraktı sertifikaya sahip olması gereken bazı hizmet alanlarından biri milletvekillik diğeri de belediye başkanlığı... ..

Biz de, Sayın Nurettin Yaşar'ın tespitinden hareketle, milletvekillerimiz ve belediye başkanlarımızın da sertifikalı olmasını üretecekleri hizmet açısından gerekli görüyoruz...

Yanlış anlaşılmasın, yaptıkları hizmetlerin eğitim ve öğretimini veren herhangi bir okul yok.

Hemen aklınıza üniversitelerin "Kamu Yönetimi" bölümü gelmiş olabilir.

Seçilme şartı olarak zorunlu değil. Olmaması da gerekir... 

İleride bu sertifika talebimizi,

Lüzumuna binaen diyerek Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a açık mektup şeklinde köşemizden dile getireceğiz... 

Bilirsiniz, biz her düşündüğümüz hususu şeffaflık ilkemizin bir gereği olarak okuyucularımızla paylaşıyorum...

 

DÜNYA LİDERLİĞİNE DOĞRU

Batı diye tanımladığımız, sömürgeci ve dünyanın efendisi olduğunu vehmeden egemen güçleri: 

Amerika ve Avrupa devletleri son yıllarda gözünü kırpmaksızın Türkiye'nin üzerinden ayıramaz oldu...

Bu ilginin sebeplerini biz orta yaşlılar biliyoruz da yeni neslin anlaması için yakın geçmişi öğrenmeleri gerekir. 

Genç kuşaklar geçmişteki Türkiye'yi hiç bilmezler. Durup dinlenmeksizin anlatmak lazım.

Benim yaşımda olanlar gayet iyi hatırlarlar.60 ve 70'li yıllarda Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanları Çankaya'da oturmakla görevli en üst düzey "fraklı" bir memurdu.

Başta milli bayramlar olmak üzere, önemli gün ve haftalarda bir de her yıl 10 Kasım'da mesaj yayınlardı.

Ve böylece vazife başında olduğunu hatırlatırdı... 

Görev süresince bırakın yurt dışına çıkmayı, yurt içinde bile yerinden kıpırdamazdı.

Önemli bir olay olarak, İsmet İnönü'nün denize çivileme atlaması her yıl gazetelerde haber olurdu.

Başbakan ise en kıytırıktan (günümüzdeki yatırım boyutları dikkate alındığında) bir yatırıma para bulabilmek için tarifeli THY ile yurt dışına çıkar; gittiği devletin tabir caizse üçüncü sınıf otellerinde konaklardı.

Başbakan Süleyman Demirel "70 sente muhtacız" derken hazinenin tamtakır olduğunu alenen ilan ediyordu!... 

Gittiği ülkenin muadil yetkilisi eğer zaman ayırabilirse dakikalarla sınırlı kısacık görüşme başarısıyla ülkemize dönerdi...

Ertesi gün şanlı basınımız, Başbakanın görüşmesinin kaç dakika sürdüğü üzerine ülkemizin ne kadar önemli olduğunun falına bakarlardı...

Gazetelerin sözde başyazarları günlerce, gerçekleştirilen dış ziyaretin satır aralarına sıkıştırılmış mesajları  akıllarınca yorumlarlardı...

Biz ahali de kuzu kuzu, onların bu harikulade ince anlamlandırmalarını ağzımızın suları akarak okurduk... 

1980-12 Eylül, Kenan Evren Darbesi'ne kadar bu durum aynen böyle devam etti...

Rahmetli Turgut Özal'ın iktidarıyla birlikte Türkiye'nin yaklaşık 150 yıllık atalet dönemi temellerinden sarsıldı...

Dünyayı yakından tanıyan ve dünyanın yakın geleceğini iyi okuyan Özal, çok kısa bir sürede 

Türkiye'nin sırtına giydirilen deli gömleklerini birer birer çıkarmaya başladı...

İç ve dış güçlerin marifetiyle Rahmetli Turgut Özal'ın defterini dürdüler...

Ne var ki, farkına varamadıkları şey "Anadolu Uyanışı" idi.

Turgut Özal'ın tohumlarını attığı organize sanayi hareketleri yurdun her tarafında yeşermeye başlamıştı...

Yine, Necmettin Erbakan'ı iktidara taşıyan dinamizm de Anadolu Uyanışı dediğim yerli sermayenin desteğiyle mümkün olmuştu.

İşin Türkçesi cin şişeden çıkmıştı artık...

28 Şubat Darbesi de cini şişeye sokamadı... Bin yıl sürecek dediler, un ufak oldu tarihin çöp sepetini boyladı...

Sevgili Sezai Karakoç'un ifade ettiği gibi "Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır" sözü, tam da Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğini yaptığı AK PARTİ hareketinin teker teker aştığı çetin badireleri anlatmaktadır...

Mazlum milletimizin son 150 yıldır savrulan heba olan enerjisi, AK Parti'nin 15 yıllık iktidarı döneminde yeniden kazanılmaya başladı.

Dünyayı hayrete düşüren devasa yatırımlar, batıyı adeta çıldırtıyor...

Başkanlık sistemi karşısında daha da çaresizleşeceğini düşünen 

Avrupa Devletleri var güçleriyle "HAYIR" kampanyasının tarafı ve sponsoru oldular... 

Ellerini pervasızca açık eden Avrupa devletlerinin bu tutumu akledenler için elbette bir yol ayırımını işaret eder...

Dünya beşten büyüktür diyen Recep Tayyip Erdoğan'ın verdiği mücadeleyi anbean 

Afrika'nın Asya'nın ve hatta Güney Amerika'nın mazlum ulusları da izliyor...

Yarın, Birleşmiş Milletler'de Kıtaların Temsili gündeme geldiğinde 

Recep Tayyip Erdoğan bizim adayımız diye Afrika'dan Güney Amerika'dan ve Orta Asya'dan sesler yükselirse lütfen şaşırmayalım...

Yorum Gönder