6.KİTAP FUARI'NIN ARDINDAN

İnsan ilişkilerinin lime lime olup döküldüğü bir dönemden geçtiğimiz, suratımızda patlayan tokat gibi acıtıcı bir gerçek... 

Adına aile dediğimiz, dünyaya gözümüzü açtığımız yuva, kan bağı ile bağlı olduğumuz doğal kozamız. üfürük çiçeği gibi heyulâya savrulmuş... 

Eşref-i mahlûkat istidadı taşıyan ve akılla teçhiz edilmiş biz insanlar, her türlü dış etkenlere açık, tüy mesabesinde yalnız bireylere dönmüşüz...

Daha ne kadar insanlığımızı sigaya çekici tesbitte bulunursak o kadar daha açmaz ve girdaplarımız ortaya çıkacaktır; eminim...

Şurası da bir gerçek ki, insanoğlu var oluşundan günümüze zamanla bozulan ahlakî yozlaşma ve dostluklardaki samimiyetsizlikten, hep şikâyet edegelmiştir...

Bugün, dünden farklı olarak insanlığın insanî değerler kaybını akıl almaz bir hızla arttıran teknolojik gelişmeler dönemi devreye girmiştir...

O kadar ki, akşamdır aile bir aradadır diyelim; fakat o da ne; herkesin ellerinde telefonları kendi sosyal medya gruplarıyla sessiz sedasız sohbet halindeler...

Kimsenin kimseyle konuşabilecek bir konusu kalmamış gibi iç karartıcı tabloya bakar mısınız?

Bütün bu hayal kırıklıklarımıza yol açan kötü gidişatın nasıl önüne geçilebilir; doğrusu benim bu çaresizliğimize çözüm olabilecek sadre şifa bir reçetem ne yazık ki yok!

Ancak, içinden geçmekte olduğumuz sonsuz zifiri karanlık bir tünelin ucundaki iğne ucu kadar ışığı, kitaplar sayesinde görebileceğimizi ümit ediyorum...

Kitaplarla yapacağımız sağlıklı bir yürüyüşle o ışığa doğru yol alabiliriz... 

6.Malatya Kitap Fuarı, çok güzel bir organizasyonla Malatyalılara yazar ve kitap ziyafeti çekti...

Esasen, kitap kurdu diye tabir edilen okur kesimi belki de bu gibi etkinliklerden haz etmiyor olabilirler. Benim bu düşüncem bir varsayım, bir tahmin... 

Önemli olan geniş kitlelerle kitabı buluşturmak...O da üç aşağı beş yukarı gerçekleşti sanırım..

Yazarları okullara götürüp öğrencilerle buluşturmak, o apayrı bir güzellik. Öğrenciler için de yazar için de olağanüstü bir imkân..

Yaklaşık üç yüz yazar okurlarla buluştu; kitaplarını imzaladı... Manevi değeri çok yüksek bir hatıra olarak yıllar sonrasında anlam taşıyacak...

Bu kitap fuarı nedeniyle ben de uzun yıllardır görüşemediğim arkadaşlarımla görüşme imkânı buldum..

İsimlerini zikretmeye dahi lüzum görmediğim onlarca tüccar-yazarı es geçiyorum...

Arkadaşlarım dediklerimin kim olduklarını birer cümle ile zikredeyim, sizler de öğrenmiş olun...

Hasan Aycın, benim ifademle; yarım asra yaklaşan sanat hayatıyla, çizgi dilinin gür sesli kudretli şairi ve yazar...

Mehmet Cangir, arkadaşlık ve dostluğun ve hatıralara bağlılığın nasıl olması gerektiğini öğreten; hal dilinin ehli bir hukukçu...

Mevlana İdris, Kayıtlar Dergisi'nden arkadaşım. Şair, yazar. Çarşıda bir esnaf çay ocağında buldum kendisini kısacık bir sohbetle hasret giderdik...

Ali Kemal Temizer, aslen şair olarak tanışıyoruz. O sonradan yayınevi sahibi oldu. Beyan Yayınevi ciddi kitaplar basar... 

Bayram Karaçor, bürokrat tabiatlı ciddi bir insan, bir ara bankacılıkla iştigal etti. Şimdi, yeni nesillere işaret taşları koymak amacıyla uyarıcı kitaplar yazıyor.

Hakan Albayrak, Yeni Şafak'ta aynı dönemde çalıştık. Vadi Yayınları'nda ismini gördüm. Anlık bir geç kalmışlıka Hakan'ı, Kültür A.Ş G. Müdürü Sabri Akın çay içmeye götürmüş...

Sabri Akın, Malatya Kültür A.Ş.Genel Müdürü, Hasan Aycın'ın masasında otururken kendilerine yakalandım. Bu karşılaşmaya çok güzel bir tevafuk diyorum ben... 

6.Malatya Kitap Fuarı'na emeği geçenlere selam olsun... 

   

BASIN, TARIM VE HAYVANILIĞA HEM KÖR HEM DE SAĞIR...

Ülkemizde üçüncü iktidar dönemini yaşayan AK Parti hükûmetleri, tarım alanında da geçmiş

dönemlerle kıyaslanmayacak oranda yatırımlar yaptı, yapıyor, gerek damla sulamada gerekse de tarım makina, alet ve ekipmanlarında üreticilere çok önemli destekler sağladı, sağlıyor.

Uzun yılların ihmaline ilâve olarak, Doğu ve Güneydoğu'daki terör nedeniyle meraların kullanılamayışı sonucunda hayvancılığımız, artan nüfusumuzun ihtiyacına cevap veremez hale geldi...

İleride yararlarını göreceğimiz, hayvancılığın gelişmesi konusunda da büyük hibe desteklemelerinde bulunuldu ve bu teşvikler artarak devam ediyor…

Her nedense bu hizmetler kamuoyu tarafından yeterince bilinmiyor!.. Basınımız için, “kan ve cinayet” haberleri, tarım ve hayvancılık sektöründeki gelişmeleri yansıtmaktan, çiftçi ve köylülerimizin sıkıntılarını dile getirmekten daha cazip geliyor…

Maalesef yazılı ve görsel medya organları ülkemiz ve insanımızın geleceği açısından büyük önem taşıyan “Tarım ve Hayvancılık” konusunu özel habercilik titizliğiyle sayfa ve ekranlarına taşımıyorlar!.. Basınımız adına üzüntü verici bir durum!.. Ajanslardan haber havuzlarına rutin basın bültenleri düştükçe onunla durumu idare ediyorlar. Ancak, eğer ufak bir olumsuzluk varsa, canla başla yarışa giriyorlar. Basının resmi bu!...

Canını dişine takarak tarlasında bahçesinde ürün yetiştiren köylülerimiz ve de çiftçilerimizin ne gibi zorluklarla karşı karşıya olduklarını maalesef basınımız görmezlikten geliyor...

Üretici ve çiftçilerin taleplerini Hükümet’e, Hükümet’in desteklerini de çiftçilerimize yansıtacak tarafsız organdır basın...

Ülkemizde ve dünyada tarım ve hayvancılık konusu, birkaç yıl önce İngiltere’de meydana gelen “Deli Dana” hastalığından sonra, daha bir dikkatle izlenir oldu… Benim dikkatim ise, ülkemizde kuş gribi yüzünden kümes hayvanlarının itlafıyla konu üzerine yoğunlaştı…

Geçtiğimiz yıllarda domateste yaşanan hastalık, hem ihracatı olumsuz etkiledi hem de iç piyasa da sıkıntı oluşturdu. Bu yıl da olağanüstü fiyatı arttı, Rusya'nın ambargosuna rağmen...

Hatırlar mısınız; Rusya, o felaket  yılı  buğday ihracatını stratejik hesaplarla yasaklamıştı. Gerçi şimdi aynı Rusya, başta ülkemiz olmak üzere dünyaya buğday satabilmek için can atıyor...O yıllarda yine Pakistan’da meydana gelen sel nedeniyle pamuk tarlalarından ürün alınamayınca dünyada pamuk fiyatları fahiş miktarda artmıştı...

Bu gibi hesap edilemeyen küresel felaketler dünyayı bir anda telafisi imkânsız krizlere sürükleyebilir...

Beslenme başta olmak üzere şu an bir çırpıda sayamayacağım birçok nedenle tarım ve hayvancılığın ülke gündeminde sürekli ön planda tutulması gerektiğine inanıyorum.. Mesleğim gazetecilik olduğu içindir ki, sorunu habercilik açısından çok önemli buluyor, üreticilerimizin, çiftçilerimizin ve halkımızın gelişmelerden anı anına haberdar edilmesini düşünüyorum...

   

ÇAY MOLASI

ESKİ MALATYA 'DA YENİ DOSTLUKLAR

Mütemadiyen takım elbise giyilmez; devamlı resmi daire koridorlarında dolaşılamayacağı gibi...

Spor kıyafet her zaman rahatlık demektir; ferahlık verir...

Arada, Taner Uslu Usta'nın dediği gibi, teneffüse çıkmak lazım...

Bugün ben de öyle yapacağım...

Malûmunuz, ben, sil baştan, nerede kalmıştık diyerek "Annevatan" Eskimalatya'ya yerleştim.

Bu tercihim nedeniyle çok huzurlu olduğumu söylemeliyim.

Yeni semtim Eskimalatya'da doğal olarak yepyeni arkadaşlıklar da kurulmaya başlandı...

Sizlere burada yeni tanıştığım insanlardan bahsedeceğim.

Eminim benim gözümle sizler de tanısanız onları çok seversiniz...

Onları şimdilik ismleriyle tanıtayım...

Hiç bir vesile olmaksızın ilk tanıştığım arkadaşım Çetin Bey oldu...

Çetin Bey sıkı bir okuyucu ve dünyayı bizatihi bilen aydın bir insan...

Daha sonra mobilyacı Bayram Usta'nın vasıtasıyla Hüseyin Alper.

Hüseyin Alper'in tanıştırdığı Demirci Taner Usta...

Taner Usta'nın Hac arkadaşı Abdurrahman usta ve Abdurrahman'ın dükkan komşusu Zahireci Ahmet bey...

Nasip olursa sosyal çevremi zenginleştiren bu arkadaşlarımı nev-i şahsına münhasır özellikleriyle yazacağım...

YAŞ İTİBARİYLE HÜSEYİN ALPER ÖNCELİKLİ...

Hüseyin Bey'e sorarsanız kendisini 300 yaşında görüyor. Yanlış değil yazıyla üç yüz yaşında olduğunu söylüyor...

Hüseyin Bey, kereste tüccarlığından sıkılmış ve kendini doğal yaşamın kucağına atmış bir şehir kaçkını...

Bağ bahçe, hayvancılık ve arazi alım satım işleri ondan sorulur...

Fidanları evladı gibi sever. Ağaçlara, bilhassa da kayısıya aşıktır...

Kılı kırk değil, adeta seksen yaran bir titizliğe sahip...

Benim Eskimalatya'ya yerleştiğim dönem kış mevsimine denk geldi...

Bana, "sen geldin 15 yıldır yaşamadığımız kışı da beraberinde getirdin "diyenlere karşılık

Hüseyin Bey, "Evet, bu kış önümüzdeki yılın bereketinin işareti, sen bereket getirdin" diyerek bana moral veriyordu.

Nitekim zaman Hüseyin Bey'i haklı çıkardı, kayısı bu yıl bereketli olacak inşaallah...

Hüseyin Alper ekonomik kalkınma ve teknolojik gelişmelerden hiç de mutlu değil...

Ahlaki çöküntü ve toplumdaki kültürel yozlaşma onu adeta kahrediyor...

"Keşke köprülerimiz, yollarımız olmasaydı da, toplumumuz bu kadar bozulmasaydı.

Biz büyüklerimizden-dedelerimizden böyle mi gördük" diyerek adeta isyan ediyor...

Hüseyin Alper'in gözden kaçırdığı bir şey var, köprüler ve yollar ahlaki yozlaşmayı getirmedi...

Ahlaki ve kültürel çöküntü, başta eğitim sistemimizin çürüklüğü sonra da dünyanın gidişatını yönlendiren teknolojik egemenlik nedeniyledir...

Hüseyin Bey ve bizler ne kadar istesek de çocuğumuzun elindeki o çok maharetli telefonu kontrol edebilir miyiz?

O halde sorunun kökeninde eğitim, eğitim, eğitim yatıyor...

Hüseyin Alper, çok duyarlı çağdaş, cömert bir o kadar da tutumlu bir insan... 

 

"Ağlama salkımsöğüt,   ağlama,

Kara suyun aynasında el bağlama!

el bağlama! ağlama!"

 HOŞ SADA

"Gammaz ile madrabazdan/Malı vardır da yemezden/Uzak dur"

Yorum Gönder