AHLAKİ VE MANEVİ ÇÖKÜNTÜ ve ÇÖZÜM…

Kurumları, değerleri, toplumsal birlikteliği, iç barışı ağır yara almış köklü geçmişe sahip bir ülke........

Büyük bir tahribat var. Bu nedenle köklü çözümlere, eşitlikçi ve farklı kesimlerin hassasiyetlerini dikkate alan yeni bir sisteme, sahih politikalara ihtiyaç var..

Yıkımın en önemli nedeni...En önemli meselelerden biri, toplumsal ahlakın çökmesi. Peki, ahlak nedir?...Ahlakın genel tanımı şöyle: İyi ile kötü arasında niyet, karar ve etkinlik farklılığı. Yani, ‘üzerinde uzlaşılan bireyler arası kurallar.’

Bir de etik var: ‘Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırmaya yarayan kurallar.’

 Bugün ülkenin yaşadığı yıkımın en önemli nedeni, üzerinde anlaştığımız bir ahlak anlayışının ya da etik kuralların olmayışı. Yıllardır bu kuralları netleştiremediğimiz için ...... bu kurallara göre dizayn edemediğimiz için ağır bir yıkım yaşıyoruz.....

Anlaşılan o ki bizler iyi ile kötü, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin arasındaki ayrımı görecek zihin seviyesine ulaşamamışız. Türkiye’de eğitim, terbiye ve kültür işlevini yerine getirememiş. Bir ‘insan’ inşa edememişiz. Dolayısıyla toplum da olamamışız.“El ile gelen düğüne bayram”diyen, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyen, sorumsuz, vicdansız, dikkatsiz, bilinçsiz, umursamaz, hoyrat bir yığına dönüşmüşüz.

Ahlakı, cinsellik eksenli bir kontrol mekanizması zannetmişiz. Edeple, iffetle ahlakı karıştırmışız. Benzer şekilde, namusu da cinsel bir kavram sanacak kadar gerilemişiz.Oysa insanı hayvandan ayıran nitelik cinsellik değil, kültürdür. Disiplinli, profesyonel, onurlu, gururlu, hakşinas, bilge insanlar olma yolunda ilerlememizi sağlayacak bir donanım olarak ahlakı kuşanamamışız.

 

“Bizden-onlardan” ayrımı yaparak, adam kayırarak, torpille, rüşvetle, yalanla iş gören bir kitlenin, ulusal yükseliş, toplumsal ilerleme gibi lüksleri olamaz. Burada bir kimsenin zenginleşmesi, ancak diğerinin ezilmesiyle mümkündür.Niye? Çünkü ahlak yok. İlke yok. Namus yok. Zeka yok. Bilinç, vicdan, görgü, nezaket, onur yok...

.....Son yaşadığımız süreç bize dindarlık ile ahlakın farklı şeyler olduğunu gösterdi. Fakat elde ahlak namına hiçbir şey de kalmadı işte.Öncelikle, ahlaksız bir kitleye dönüştüğümüzü görmemiz gerekiyor. Hem acı, hem tuhaf. Ama ne yazık ki gerçek bu.

Kendimizi ‘yüce, erişilmez, kahraman, benzersiz, temiz, haklı…’ gördüğümüz sürece, ahlaki sorunumuzu fark etmediğimiz sürece belimizi doğrultamayız.

 Şimdi hepimizin önünde büyük bir sorun var: Toplumsal ahlakı nasıl oluşturacağız? Nasıl bir yol izleyeceğiz ki hem Sünni, hem Alevi, hem İslamcı, hem Ermeni hem de tüm farklı kesimler ‘etik kurallar’denildiğinde aynı şeyi anlayacaklar? Önce devlet mi ahlaklı olacak yoksa toplum mu?

Kişisel kanaatim ikisi de birbirini besleyip büyüterek yol alacak. Peki ne öneriyoruz?

Size ilginç bir şey söyleyeyim mi? Batı’da çok sayıda etik kitabı yayınlanıyor.

Gazetecilik etiği, devlet-yönetim etiği, bilim ahlakı, sanatçının ahlaki mesuliyeti, spor ahlakı, farklı beşeri faaliyetlerle ilgili etik sorunlar ve çözümleri… Kabul edelim ki, Batı, gece gündüz bu konuları tartışıyor ve ahlakını güncelliyor. Yeni durumlara özgü çözümler sunuyor.

Peki ya bizde? Biz, ahlak kelimesini muğlak, belirsiz, uçucu bir tonda kullanıyoruz.Bu yanlıştan, bu vahim hatadan derhal kurtulmalıyız.Etik kurulları toplanmalı, dizgeler, sistemler, şemalar oluşturulmalı.Ahlak kurallarını ihlal eden herkes, topluma yük oluyor demektir. Beleşçi, parazit, haksız, suçlu, hasta demektir.Sıkışan trafik, bilinçsizlik, bilgisizlik kadar ahlaksızlığın da bir sonucudur. Gelir dağılımındaki dengesizlik, eğitimdeki yozlaşma, dinci baskı, hukuki iflas, medyadaki koşulsuz tarafgirlik… bütün bu rezaletlerde ahlaksızlığın payı var.

Ahlak yoksa…

Yine seçimler yaklaşırken, her şeyden çok, ahlaki sağlamlık arıyoruz. Partilerde, liderlerde, kadrolarda ahlaki hassasiyet arıyoruz.Vatandaşları zorla yasallığın dışına itip onları suça, yanlışa, ..itiyoruz.

Ahlaksız bir toplum, çürük bir toplumdur.Artık herkesi bağlayacak, her kesimi kuşatan bir ahlak anlayışı inşa edebiliriz. Çünkü devleti de doğru davranmaya zorlayan etik kurallar olmadığında toplum kanunsuzluğa, yanlışa, kötülüğe bulaşmaktan kaçınamıyor. Devlet toplumu çürütüyor, o çürümüş toplum dönüp devleti çürütüyor. Bugün yaşadığımız tam olarak bu.

 Edep ile ahlak arasındaki farkı görelim. ...... Ahlakı cinsellikten ibaret zannetmenin büyük bir hata olduğunu görelim.Çürümek, kokuşmak, mahvolmak istemiyorsak, gelin, bu ahlak meselesini gündeme alalım. Ötekinin ahlaksızlığını haykırmadan önce de kendi ahlakımızı gözden geçirmeyi unutmayalım.

Yorum Gönder