YEŞİLYURT'TAN ÇUKURKUYU'YA SEVGİ VE SAYGI KATARI

15 Temmuz Darbe Kalkışmasının seyrini değiştiren merhum Şehit Ömer Halisdemir'in köyünü ve kabrini ziyaret etmek kaç zamandır seyyah gönlümün bir kenarında ilk sıralarda kayıtlıydı...

Geçtiğimiz perşembe sabahı mutadın hilafına sabah sabah gazeteden sevgili Hanifi Evren aradı.

"Hayırdır inşaAllah" diyerek, Hanifi'yle selamlaştık.

"Hayır abi, hayır." rahatlatmasıyla söze başladı: 

"Yeşilyurt Belediyesi, Ömer Halisdemir'i unutmamak ve unutturmamak adına memleketi Niğde'nin Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu Beldesindeki kabrini ziyaret etmek ve muhterem babası Hasan Hüseyin Halisdemir'e de Malatyalılar'ın sevgi ve saygılarını sunmak üzere özel trenle bir gezi düzenlemiş, katılır mısın?" dedi...

Hiç tereddüt etmeden "Katılırım elbette" diyerek, davetliler listesine kaydımı yaptırdım... 

Tren, cuma gününün akşamı saat 21.00'de hareket edecekmiş.

Net Haber'in uzman muhabiri Vahap Kaygusuz'la beraber katılacağız. 

Vahap Kaygusuz gezinin haber kısmıyla ilgili, ben de izlenimlerimi yazacağım.

Vahap'la trenin kalkış saatinden yarım saat önce, akşam saat 20.30'da İstasyonda buluşmak üzere sözleştik...

Her seyahatım beni heyecanlandırmıştır... Yarını sabırsızlıkla bekliyorum...

Bu seyahatın anlam ve önemi ise, tarihimizin çok önemli bir kırılma anına şahitlik eden olayın şehit kahramanına, ihtiram niteliği taşımasıydı. 

Ömer Halisdemir ve muhterem babası Hasan Hüseyin beyefendiye şükran duygularımızı ziyaret ederek göstermek... Ne güzel...

 

İSTASYON CIVIL CIVIL ÇOLUK ÇOCUK İNSAN SESİ 

 

İstasyona 20.20 gibi geldim.Sözleştiğimiz saatten on dakika erken.Erken gelmekte fayda var, diyorum içimden..

İstasyon insan kaynıyor.Hemen hemen herkesin elinde aşure kâseleri ayakta gezinerek aşure yiyorlar.

Yeşilyurt Belediyesi istasyona kurmuş aşure tezgâhını üç kazandan birden harıl harıl sıcak aşure dağıtılıyor. Millet kuyrukta...

Muharrem aşuresini yemek istasyonda nasipmiş meğer.

Bu arada telefonla Vahap beye ulaşmaya çalışıyorum.

Telefona gerek kalmıyor.

Kalabalık arasından görüyorum Vahap beyi...

Vahap bey haberci dikkatiyle sürekli ortamın nabzını takip ediyor. 

DDY 5.Bölge Müdürü Üzeyir Ülker beyle oldukça samimi şekilde ayaküstü bir sohbet gerçekleştiriyoruz...

Vahap Kaygusuz ile Üzeyir beyin dostlukları düşman çatlatır cinsten, maşAllah... 

Trende okuması temennisiyle çok önemli bir tren yolcu olan "Behiç Erkin"'i anlatan bir kitabı hediye ediyor; Üzeyir bey, Vahap beye... Behiç Erkin, Cumhuriyet döneminde DDY'nin ilk Genel Müdürlüğünü yapmış bir insan...

Devlet Demir Yolları yapacağımız bu özel gezimize taşımacılık hizmetinin yanı sıra uygun ücret tarifesiyle de katkı vermiş... 

Bir anlamda  Devlet Demir Yolları Taşımacılık A.Ş'nin de çorbada tuzu var...

Uğurlama töreni için güzel hazırlıklar yapılmış...,

Ömer Halisdemir'e vefa ve saygı anlamı taşıyan 350 kişiden oluşan ziyaretçileri uğurlamak için istasyona gelen Malatya Valisi Ali Kaban, Yeşilyurt Belediye Başkanı Hacı Uğur Polat ve kalabalık bir heyete minik öğrenciler çok başarılı bir şekilde Şehit Ömer Halisdemir'in şehadetini anlatan "Otuz Kuş"şiirini ve bir de "Ağıt" okudular...

Minik öğerencilerin şiir ziyafeti herkesi duygulandırdı, çocuklar coşkuyla ayakta alkışlandılar...

 

SAYGI TRENİMİZ NİHAYET HAREKET EDİYOR

 

Kalkış saati 21.00 olarak planlanan trenimiz istasyondaki uğurlama töreni nedeniyle yaklaşık bir saati aşkın bir gecikmeyle kalktı.

Basın ibaresi ile ayrılmış, dört kişilik kuşetli bölüme yerleşiyoruz. Yeşilyurt Belediyesi Basın birimi çalışanlarından Bünyamin'le beraber üç kişiyiz kopartmanda...

Trenimizin bu gecikmesinden de gizli bir memnuniyet duyduğumu itiraf etmeliyim.

Sebebine gelince, yolculuğun geceden kazanılan zamanının gündüze eklenmesi sevinci diyebilirim.

Daha türkçesi şu: tren yolculuğunun en güzel yanlarından biri de benim için, etrafı bir tablo hayranlığıyla seyretmek...

Meselâ az sonra Beyler Deresi'nin etrafını dolaşarak Akçadağ Düzlüğü'ne çıkacağız, bu güzelim manzarayı gece olduğu için üzgünüm ki göremeyeceğiz... 

Yolculuğun ilk dakikalarını atlattıktan sonra Vahap bey  fotoğraf çekmek, Bünyamin de arşive görüntü kaydı düşmek için ayaklanıyorlar; ben de ziyaretçileri gözlemlemek için eşlik ediyorum onlara. 

Katılımcıların istisnasız hepsinin yüzlerine mutlulukları yansımış... Bunu ilk bakışta anlıyorsunuz...

Yeşilyurt Belediyesi yeme içme hususunda inceden inceye her şeyi düşünmüş. 

Fotoğraf çekimi bittikten sonra trenin yeme-içme salonuna geçiyoruz...

Vahap bey, Bünyamin ve ben karton bardakta ( istemeyerek de olsa ) çaylarımızı yudumlayarak bir güzel sohbet kaynatıyoruz...

Haliyle uykumuz geliyor ve...

Sabah, ortalık gümüş grisi...

Pencereden dışarıyı seyrediyorum. Aydınlatma ışıkları ışıl ışıl, masmavi ışıkla aydınlatılmış Ceyhan Köprüsünün üzerinden geçiyoruz. Nehrin suları laciverte boyanmış, pırıl pırıl parlıyor..

Az sonra Adana İstasyonu'na ulaşıyoruz...

Vahap bey uyanır uyanmaz makinasını kaptığı gibi istasyona inerek fotoğraf çekimine başlıyor...

Eskiden olsa böylesi sınırsız sayıda fotoğraf çekmek mümkün müydü? Asla! Bir filmi ikiye kesip öyle kullanırdık. Maliyetli bir işti.

Dijital fotoğraf makinaları kimyasal fotoğrafçılığın papucunu dama attı...

Adana istasyonunda bir hayli bekliyoruz.

Zümrüt yeşili narenciye bahçeleri arasından adeta kayarak Adana'yı geride bırakıyoruz... Güneşli pırıl pırıl bir gün...

Pozantı Ulukışla arasındaki nefes kesen dik kayalık dağların kâh uçurum kenarından, kâh tüneller dolayısıyla içlerinden süzülerek geçiyor trenimiz. Manzara muhteşem, yüreğimiz pır pır...

Adana'dan uzaklaşıp Bor'a yaklaştıkça iklim ve bitki örtüsünün nasıl değiştiğine gözlerimizle şahit oluyoruz...

Çölleşmenin eşiğine gelmiş Bor'un boz kırları...

Trenimiz bir müjde gibi Bor semasını düdüğüyle çınlatıyor... Yolcular neşe dolu...

Bor İstasyonu böylesi bir yolcu yoğunluğunu sanırım tarihi boyunca hiç yaşamamıştır...

Üçyüzelli kişilik Malatya'dan gelen misafir ordusu adeta Bor İstasyonu'nu kuşatıyor...

 

  OTOBÜSLERLE ÇUKURKUYU'YA HAREKET EDİYORUZ

 

Daha önceden anlaşması yapılmış otobüsler bizleri istasyonda bekliyorlardı.

Kısa sürede otobüslerde yerlerini alan yolcularla zaman kaybetmeksizin Çukurkuyu'ya doğru yola çıkıyoruz.

Ziyaretin haber boyutunun önemi nedeniyle Başkan'ı aramamak için Yeşilyurt Belediye Başkan Yardımcısı Haydar Şahin'in 

minibüsüne biniyoruz.

Saat yaklaşık 10.30 gibi. Ömer Halisdemir'in köyü Çukurkuyu'ya doğru yola koyuluyoruz...

En önde jandarma olmak üzere diğer araçlar peşi sıra takip halindeyiz...

Yine tahmini olarak yarım saat sonra Çukurkuyu'ya ulaştık. Doğruca Şehitliğe gidiyoruz.

Menfur darbe girişiminin akamete uğramasında büyük payı olan vatansever şehidimiz Ömer Halisdemir'in hatırasına saygı kabilinden, defnedildiği mezarlık çeşitli belediyelerin katkısıyla düzenlenmiş. Güzel, bakımlı bir şehitlik...

Şehidin kabri başında okunan duaların ardından Malatya'dan getirilen saksıda yetiştirilmiş kayısı fidanı ziyaretimizin nişanesi olarak mezarlık toprağına dikildi. Fidanın ilk can suyunu bidonla ben yetiştirdim. Daha sonra hortumla sulandı...

Anısını canlı tutmak ve adını daima hatırlamak için açılan, Ömer Halisdemir Parkı ve Müzesi'nde şehidimizin babası Hasan Hüseyin Halisdemir bizleri parkın girişinde karşıladı... Metanet abidesi gibi dimdik ayaktaydı, mütebessimdi...

Yeşilyurt Belediye Başkan Yardımcısı Haydar Şahin, Hasan Hüseyin Halisdemir'e Malatya'dan getirdiği selamları ve hediyeleri takdim etti... 

Hasan Hüseyin Halisdemir de yavrusunu şehid eden "şerefsizler" hariç, tüm milletimizden razı olduğunu ifade etti.

Ziyaretin nihayeti böylece noktalandı...

 

NİĞDE KALESİ SEYİR TERASI ŞEHRİN GÖZ BEBEĞİ

 

Evet, 16 saatlık yola çıkmışlığın verdiği tatlı yorgunluğu, öğlen yemeği sonrası "serbest zaman" değerlendirmesiyle atma anı gelmiş oldu... Akşam 18.00'e kadar gezip tozabiliriz. Biz de öyle yapacağız.

Niğde'ye yaklaşık 19 yıl önce gelmiştim. Bu gelişimde tanıyamadım.

Bambaşka bir şehir olmuş... Tarihi eserlerinin bolluğuna ve dimdik ayakta oluşuna hayran kaldım...

Camileri, kümbetleri, hamamları, konakları, çeşmeleri, muhteşem medresesi ve kalesiyle adeta açık hava müzesi...

Neresinden baksanız Niğde'nin, bin yıllık geçmişiyle iç içe yaşıyorsunuz... 

Böylesi bir zenginliğin kıymeti bilinmeli... Niğde'nin yöneticilerine tarihi, ağır sorumluluklar düşüyor...

Bu ziyaret münasebetiyle Vahap beyle bir hayli ortak yanlarımız olduğunu fark ediyorum.. Başta ikimiz de yürümeyi seviyoruz...

Tarihi mekânları gezmekten ve ayrıntılarını incelemekten büyük mutluluk duyduğumuzu hissediyorum...

Yemek sonrası benim "eski yerleşim" merakım nedeniyle şehrin kadim sokaklarına yöneliyoruz...

Niğde Kalesi'ni yolda rastladığımız bir iki insana soruyoruz. "Hemen şuracıkta, yakın" diyerek bizi yönlendiriyorlar...

Meğerse çok yakınmış...

Dik bir yokuşu tırmanarak Kale'nin giriş kapısına erişiyoruz...

Kale girişinin sağında yer alan dar sokaktan geçerek ilerliyoruz; Niğde'nin ufuk çizgisini oluşturan dağları ve çok katlı binaları kuş bakışı bir yükseklikten seyre dalıyoruz... Saat kulesi ilk günkü ihtişamıyla ayakta...

Kale'nin önemli bir bölümünün mamur olması sevindirici ancak, vaktiyle halkın oturduğu evlerin hali harap durumda. Viran olmuş... Niğde'ye yakışmıyor... 

Gelelim Kale'nin iç kısmına, her taraf tertemiz. Toprağı halı gibi örten çimler yemyeşil görüntüsüyle insanin içine ferahlık veriyor... 

Şehrin manzarasına hakim bir banka kurulup tam dinlenme vaziyeti alıyoruz.

Laflama faslına "İyi ki Kale'ye çıkmışız" diye başlıyor ve bu kararımızdan ötürü kendi kendimizi kutluyoruz..

Gerçekten Niğde Kalesi hem taşıdığı tarihi değer açısından hem de bol oksijenli konumu itibariyle görülmesi gereken bir mekân.

 

DÖNÜŞ YOLU GÖRÜNDÜ

 

Kale ziyaretinden sonra şehirde attığımız bir iki tur çok iyi geldi...

Niğde oldukça hareketli ve temiz bir şehir. 

Otomobil sürücüleri oldukça saygılı...

Akşam yemeğinden sonra Bor'a doğru yola revan oluyoruz...

Trenimiz istasyonda bizi bekliyor.

Geldiğimiz yerlerimize aynen yerleşiyoruz...

Dönüş yolcularının geliş sırasındaki dingin hallerinden eser kalmamış...

Yorgun görünüyorlar...

Trenin yeme-içme salonunda içtiğimiz çayların ardından istirahata çekilme vakti geldi diyoruz.

Tam kompartmana girecekken yolculara eşlik eden iki DDY çalışanıyla merdiven sahanlığında koyu bir sohbete tutuşuyoruz...

Ben öteden beri aklımda olan "Trenle Yolculuk Hikâyeleri" belgesel projemden bahsediyorum...

 Diğer arkadaşlarsa muhtelif demiryolu muhabbetleri yapıyorlar...

Tek ortak paydamız trenler...

Uyku faslı günün aydınlanmasıyla son buluyor...

Çarşaf yastık ve pikeyi toparlayıp kuşeti kaldırarak mutad oturma düzenine geçiyoruz.

Hava açık ve pırıl pırıl bir gün.

Gölbaşını güzel manzarasıyla geride bırakıyoruz.

Vahap Kaygusuz Doğanşehir'de inecek... O nedenle istasyonları dikkatle takip ediyor...

Ben, tren yolunun sol tarafında akmakta olan ırmağı merakla izliyorum.

Kilometrelerce uzanan yol boyunca ırmak kenarına dikilmiş kavaklıklar görüyorum. 

Ömrümde bu kadar çok kavağı ilk defa burada gördüm.

Derken efendim, Doğanşehir'e gelmiş bulunuyoruz.

Vahap bey iniyor; ben ve Bünyamin Malatya'ya kadar olan yolun kalan kısmını sohbet ederek tamamlıyoruz... 

Emeği geçen herkese teşekkürler...

 

Ömer Halisdemir Kimdir_? Astsubay Kıdemli Başçavuş

15 Temmuz darbe girişiminin seyrini değiştiren ve darbeye karşı direnişin temsili haline gelen Ömer Halisdemir, Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın emrine, sonunda şehadet olduğunu bilerek itaat etti. Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı ele geçirmek isteyen darbeci Tuğgeneral Semih Terzi’yi gözünü kırpmadan öldürerek darbenin engellenmesinde büyük rol oynayan Kahraman Halisdemir, olay yerinde darbeci askerler tarafından defalarca kurşunlanarak şehit edildi.Niğde'nin Çukurkuyu beldesinde yaşayan Hasan Hüseyin Halisdemir'in 7 çocuğundan biri olan Ömer Halisdemir, çocukluğunu Çukurkuyu beldesinde geçirdi. Çukurkuyu'da okul sonralarında çobanlık yaptı. Hatice Halisdemir ile evlendi ve Elifnur ve Doğan Ertuğrul adlarında iki çocuğu oldu. Şehit Ömer Halisdemir, 1999 yılında Piyade Astsubay olarak Türk Silahı Kuvvetlerine katıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yurt içinde ve yurt dışında görevler yapan Halisdemir, 15 Temmuz gecesi gösterdiği kahramanlıkta adını unutulmazların arasına yazdırdı.

TADIMLIK

"Baba, milletime söyle; Al bayrağın dalgalandığı her yerde biz varız.

Paşama söyle; Namusumu çiğnetmedim.

Anama, çocuklarıma, eşime, kardeşlerime söyle;

Deki Ömer size bir vatan bıraktı."

 

HOŞ SADA

"Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm

Ölümsüzlüğü tatdık bize ne yapsın ölüm" 

Yorum Gönder