GÜNDÜZ KUŞAĞI KARANLIĞINDA

Bir toplum değerleri ile değer görür, değerleri yara almış toplum topal olur.

 Hayatımızda büyük yer kaplayan televizyon, özellikle gününü evinde geçiren kişiler için boş zamanları doldurmak amacıyla izlenmektedir. Bu nedenle televizyon programlarının içerdiği konular son derece önem taşımaktadır. 

 Nihayet yayından kaldırılan evlenme programlarına sevinelim derken şimdi de küskünleri barıştırma programları çıktı.

Evet, evlilik programlarında her gelenin hüzünlü bir hikâyesi vardı. Ya dağılmış yuvaların kurbanları ya da acıyla yoğrulmuş hayattan kopmak üzere olan insanlar.

Ve ne acı ki konu evlilik!

 Bir ömür boyu insanın tüm hayatını etkileyecek ve geri kalan hayatına yön verecek bir karar.

Bunu bu kadar basitleştirmek bir yana, oraya çıkan insanların hikâyesine tanıklık etmek bir yana…

 Hepsinden ziyade bizlere böyle programların layık görülmesi içler acısı…

Ekranlara yansıtılması gereken o kadar güzellik varken bu tür programların başında geçirilen zamana sebep olmak vebaldir. Zamana yapılan en büyük kıyımdır.

Program yapımcıları ve televizyon kanalları daha fazla nasıl izleyici kazanırım düşüncesindeyken ekrana yansıttıkları karanlıkları görmüyorlar! Oysa toplum olarak ihtiyacımız olan birilerinin hayat hikâyesi değil, o hayat hikâyelerinin oluşmasına engel olmaktır.

 Yetiştirmek, geliştirmek yerine gelişi güzel hayatlara seyirci kalmak vicdanları ne kadar rahat tutar?

Birilerinin mutsuz hayatlarını gözyaşlarıyla izleyip, oturduğumuz yerden ''Allah yardım etsin'' demek kendi elimizle kendimizi mahkûm etmek demektir. Tabi ki zor durumda olan kardeşlerimize dua etmeliyiz. Ama toplumun iyi bir şekilde yetişmesi için öncü olmak duayı fiiliyata dökmek gereklidir. Eylem ve söylemlerimiz bir olsa zaten sorunlarımız ortadan kalkacak.

İşlenecek, anlatılacak o kadar değerler var ki!

Kaçıp da duymak istemediklerimiz; ya da bizi eğlendirmeyen güldürmeyen… Bir toplumun olmazsa olmazları… Kaçıştayız değerli dostlar. Birilerinin estirdiği rüzgâra kapılıp gidiyoruz. Gerçekleri görmek, duymak ya da söylemek bir yana… Televizyondaki programlarının seyrine dalmışız, kumandayı biz değil, kumanda bizi yönlendiriyor.

Şiddetli depremlerle sarsılan ailelerin acı hayatlarına tanıklık edip, gözyaşıyla izlerken; kendi hayatımızdan neler gittiğinin farkına varamıyoruz.

Evet, televizyon okunan bir kitaptan, gidilen okuldan daha iyi etki yapabilir. Bu nedenle içi dolu programlar yapılmalıdır. Çünkü televizyon her yaşa her kesime rahatça ulaşma imkânı sağlar.

Biz, değerliyiz, seyirci kitlesi olarak kendimizi değerli görüyorsak içinde eğitim, kültür, ahlâk, bilim ve manevi değerler taşıyan programları tercih edelim ve talep edelim.

Öğrenmemiz gereken o kadar çok sayıda güzellik varken birilerinin hayatlarının ekranlarda deşifre edilmesine göz yummayalım. Çünkü bu tür programlar izlenildiği ve reyting aldığı için yayında.

Eleştirdiğimiz halde bu tarz programları izliyorsak, tutarsız davranıyoruz demektir. TV seyretme oranı, etkilenme oranı, gündem belirleme oranı nedir? Acaba ekranlardan verilenler etkisiz mi?

Şimdi vakti işinden çok olanları da anlamak gerekiyor. Açtıkları kanallarda gündüz kuşağında dolaşırken karanlıklarda kalmaları üzücü bir durumdur. Topluma içi boş programlar sunmak toplumu önemsememektir. Lakin unutmayın yaş kaç olursa olsun, eğitim seviyesi ne olursa olsun, her birey özel ve önemlidir. Bu nedenle kendimizi önemseyelim.

Sözün özü değerli dostlar, bugün evde olunca televizyon programlarına göz gezdirdim. Ne yalan diyeyim çok üzüldüm halimize. İçimden geçenleri kaleme almak istedim. Bu tür programların kaldırılmasına veya daha kaliteli programların yapılmasına gücümüz yetmeyebilir. Ama kumanda elinizde sizi yönetmesine izin vermeyin, seçici davranın. İzlediğimiz programların kalitesine dikkat edin. Kendimize ve neslimize değer katacak programları izleyin/izletin. Onu da yapamıyorsak en iyisi televizyonun kapatma düğmesine basalım.

Gündüz kuşağının karanlığında içimizi karartmayalım.

Yorum Gönder