DEVLET GİBİ DÜŞÜNMEK

Çok değil on yıl öncesine kadar ülkemizdeki çoğu İslami camia ve cemaat sistem muhalifi idi.

Günümüzdeki gibi milletvekilliği ya da bakanlığa talip olmayı bir yana, sandığa gitme dahi çoğu kesimlerce İslam dışı görülürdü.

Oy kullanmak ya da bir partiye üye olmak tağuti sistemlere tabi olmakla eşanlamlıydı.

Laiklik ve demokrasi küfür kabul edilirdi ve İslamcıların muhaliflik günleriydi o demler.

Devlete, orduya, hükümete, meclise, anayasaya, tüm kurum ve ideolojilere, laikliğe, milliyetçiliğe ve sistem içi kabul edilen her şeye…

Tüm bu muhalif olma ve sistem dışılığa rağmen laik devletin okullarında okuyor, kurumlarında çalışıyor, bu toprağın insanı sayılıyorlardı.

Kimi esnaf, kimi memur, seyyar satıcı, avukat, mimar, zabıta ya da Emniyette polisti.

Muhalif olduklarını her halükarda haykırır, mitinglerde şeriat sloganları atar, sistemi meşru görmeyen yazılar yazar, özgürlük ve adalet talebinde bulunurlardı.

Onlar muhalif idiler ve rejimi devirerek anti demokratik bir sistem olan şeriat ile ülkeyi yönetmek istiyorlardı.

Ne olduysa Ak Parti iktidarı sonrası oldu ve sanki sihirli bir değnek dokunmuş ya da gökten vahiy almış gibi dönüverdiler tüm ideal ve taleplerinden.

Şeriatçı iken demokrat, radikal iken ılımlı, sistem karşıtı iken rejimin kendisi oluverdiler.

***

Ve maalesef kendi iktidarımızda hiç te iyi bir sınav vermiyoruz.

Rejimi sahiplenmek, sistem içi, hatta devletin kendisi olmak tüm fabrika ayarlarımızı bozarak Allah ve resulüne muhalif davranmaya, İslami tüm taleplerimizden vazgeçerek laik sistemin muhafaza ve bekçiliğine, devlet gibi düşünmeye sürükledi bizi.

Artık çevremizde yaşanan olumsuzlukları, adaletsizlikleri görmezden gelerek “bizimkiler yapıyorlarsa bir bildikleri vardır” diyerek siyasi ve tarafgir olma mantığı ile hareket ediyoruz.

Nefsimiz ve en yakınlarımızın aleyhine dahi olsa adil olma, Allah’ın kullarına merhametle davranma, hüküm verirken itidalli olma ideallerimizin yerini dünyevi makam ve kariyer hırsı aldı.

Haksızlık ve zulüm kendisine yapıldığında tavır alıp, başkalarına yapıldığında görmezden gelmek, dünyayı kötülerden kurtarmaya çalışırken onlardan biri oluvermenin göstergesidir.

Adaleti sadece kendimiz için değil, herkes için talep ettiğimizde ancak değerli bir iş yapmış olabiliriz.

Başkaları için adalet talebini önemsememe tavrı, zulmü kanıksamayı da beraberinde getirmekte.

Oysa Müslümanlar olarak kuşatıcı bir perspektiften hareket etmeli ve ‘herkes için adalet’ talep etmeliyiz.

Kime yapılırsa yapılsın zulme, haksızlığa karşı çıkmalıyız. Her durumda adaleti gözetmeli, muhalif kimliklerinden ötürü kimseyi ‘potansiyel suçlu’ görmemeliyiz.

Muktedir olduğumuzda bazı değerlerimizi kaybederek bizim gibi düşünmeyenlere hayatı nasıl zindan edebileceğimizi, özgürlük ve adalet anlayışımızın sadece kitabın arasında yazılanları kuru kuruya ezberleyerek nutuklar atmaktan ibaret olduğunu gösterdik ve artık bu topraklarda düşüncemize, ideallerimize ve davetimize inanacak, kabullenecek kimse kalmadı maalesef!

Rabbimizin bizleri tevhide ve adalete çağıran ayetlerini unuttuk ya da görmezden geldik:

“Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır. Allah tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” ( Maide 8 )

Her toplumda sistemi meşru görmeyen ve değişmesi için mücadele etmek isteyenler olacak şüphesiz.

Düşüncelerini şiddete dönüştürmeyen, teröre bulaşmayan ve sistem dışı olan herkesin yeryüzünde dolaşma ve barınma hakları engellenmemeli!   

Sistemi sahiplenmek ve sistem içi olmak, devlet gibi düşünmeyi, sistem dışı olanlara zulmetmeyi gerektirmese keşke…

Selam ve dua ile…

Yorum Gönder