ÖMRÜN SONBAHARI

Sabahın ilk ışıkları pencerenin kenarından içeri sızıyordu. Güneş geceye meydan okurcasına yine yeni günü aydınlatıyordu. Kiminin başında bir telaş kiminin dünyası oldukça yavaş. Değişen mevsimlere rağmen değişmeyen tek şey sabahın aydınlığıydı. Ve bir sonbaharın son sabahıydı, kalemim elimde giden sonbaharı düşünüyordum.

 Bir sonbaharı daha yitirdik. Adım adım, usul usul, biraz dingin, biraz yorgun gitti bir sonbahar daha ömrümüzden.

 Hüzün sende, burukluk sende mi yüklü sonbahar? Yaprakların sarardığı mevsimsin diye mi soluk kaldın sonbahar? Yağan yağmurlar gözyaşın mı sayılıyor?  Yoksa insan ömrünün son demlerine olan benzerliğinden mi seni bu kadar benimseyişimiz.

  Dünyaya attığımız ilk adım ilkbahar neşesinde ya işte dünyadan gidişimize doğru attığımız adımlar da sonbahara benzer. Hayatımızın bebeklik, çocukluk, gençlik dönemi derken en durgun, en dingin, en solgun dönemi olan ihtiyarlık dönemi de tıpkı sonbahar gibidir.

  Yaşam hızla akıp giderken ömür mevsimleri de dur durak bilmeden coşkun akan sular gibi süratle geçiyor. Dünyaya gözlerimizi açışımızla başlayan ilkbahar mevsimi gençliğimizle yazı karşılıyor. Ardından kışla gelen yetişkinlik dönemi seyrediyor. Düşüncelerin olgunlaştığı, bütün taşların yerine oturduğu keşkelerin kalıplarda buz tuttuğu yetişkinlik dönemi tıpkı kışa benzer. Isınacak sebeplerin arayan yürekler, ilkbahara hasret bir demet renkli çiçek arayan gözler, hakikatı anlayıp hakiki dostluklarda nefes alan yürekler hepsi kışa benzer.

  Ve gelir ömrün sonbaharı!

  Hiç gelmeyecek sandığımız sonbaharın ortasında buluveririz kendimizi. İlkbaharı mı? Onu resimlerde bile anımsamak zor gelir bu mevsimde. Yaz mı? Elden kaçan gençliğin adıydı yaz. Ona erişmek mi? Anılarda bir müddet hayale dalmak işte o kadar.

 Geçen geçti. İlkbaharın tadına varamadığımızı söyleyip yakınırız. Oysa en güzel anlarımız değil miydi düştüğümüz halde bacağımızdaki kolumuzdaki kana aldırmadan yeniden oyunlara koşmak? Çocuk olmak değil miydi mavi gökyüzünde bulutların üstüne mavi düşler kurmak? Belki de ömrümüzün tadı damağımızda kalan tek dönemiydi ilkbahar. Masum çocukluğumuzdan mıydı mis kokan çiçeklerimiz?

 Öyle ya da böyle ilkbahardan sonra ömrümüze yaz mevsimi gelir. Damarlardaki kanın yerinde durmadığı, yeri gelip ortalığı tozu dumana kattığımız gençlik fırtınasının pervazsız estiği gençlik dönemimiz. Çözümsüz sorular çemberinde, her istediğim olsun da ne olursa olsun hevesinde biter gider yaz mevsimi.

 Ömrün son demine doğru yaşlılıkla birlikte karşılanır sonbahar mevsimi. Elimizden yitip giden gençlik dökülen yapraklar misali bir anlam ifade etmez. Gülen gözler yerini soluk bakışlara bırakır. Çizgilerle yüze işlenen nakışlar hayatın tüm yorgunluğunu ifade eder. Hayatın sonbaharı, tükenip giden ömrün son noktasıdır.

 Her yaşın ayrı güzelliği vardır değerli dostlar. Geçen ömre yanmak yerine kaldığımız yerden yola revan olmalıyız. Geçen ömrün muhasebesinde kaybolmak yerine yaşadığımız anın değerini bilmek yaşadığımız yaşa değer katacaktır.

  Nasıl ki her meyve mevsimde ayrı bir lezzete sahipse yaşadığımız ömür de ancak mevsiminde kıymetlidir. Mevsimsiz yaşanan hayat mevsimsiz yenen meyve tadındadır. Mevsimsiz olmak yerine mevsimlerin tadına vararak duasıyla Allah’a emanet olunuz. 

Yorum Gönder