
.gif)
27 Ocak 2012 Cuma günü Kayseri’deydim, oğlumun da içinde bulunduğu 30 genç İsrail takımının geldiği Kayseri’de, İsrail’in devlet terörünü lanetledikleri ve bu amaçla Kahrolsun İsrail dedikleri için yargılandı. Sonunda aklıselim galip geldi ve gençler beraat etti. Mahkeme İsrail’e kahrolsun demenin suç olmadığını, bir eleştiri hakkı olduğunu tescillemiş oldu. Tabi orada, mahkeme sonucunu beklerken, ülkemizin dört bir tarafından otobüslerle, gençlere destek vermeye gelenlerin toplandığı meydandaki konuşmalardan, Ankara ve Diyarbakır’da da benzer davaların açıldığını duydum. Kayseri’deki davanın neticelenme şekli umarım onlara da yansır.
Davanın bu şekilde sonuçlanmış olması, ülkemizi bir ayıptan kurtarmış oldu.
Davayla ilgili süreci takip ederken, birçok insanın farklı tavırlarıyla karşılaştım. Arayıp dua eden, destek verenler olduğu gibi, meseleyi önemsemeyenlerde çıktı. Mahkemenin sonucuyla ilgili arayıp, hem gençlerin tavrına teşekkür edenler, hem geçmiş olsun diyenler oldu. Bütün duyarlılıklara teşekkür ediyorum.
Asıl üzerinde durmak istediğim konu, gençlerin “Kahrolsun İsrail” demesini ırkçılık olarak gören, her şeyi bilen ve üst perdeden akıl veren bir yazarın veya onun gibi düşünenlerin içine düştüğü acınası haldi. “Beni şimdi anlamazsınız ama sonradan bana hak vereceksiniz” diyen o satırları okurken, feraset sorgusu yaptım. Bizim mahallenin şöhret basmağı döşediği kimi insanların içine düştüğü acıklı haller seyahatine çıktım. Ve hiçbir Müslüman’ın, İsrail’ e kahrolsun derken, aslında Yahudi inancına veya ırkına kahrolsun demediğini, bir devlet terörünü lanetlediklerini anlayamayacak dereceye düşen yazarın ve benzer düşüncedeki insanların bir an önce bir bakış ve zihniyet formatına ihtiyaçlarının olduğunu düşündüm.
Aklı başında hangi Müslüman İsrail’e kahrolsun derken Yahudi inancını veya ırkını lanetlediğini söyleyebilir veya ırkçılık yapabilir? Demek ki bu gençlere bu şekilde yaklaşanlar, bu mahallenin tek akıllısı olarak kendilerini görüyor. Kendilerinden başka kimsenin yol yordam bilmediğini düşünüyor. Bu gençlerin zulmü lanetlediklerini kabullenemiyor. Öyle bir “light zihniyet” büyütüyorlar ki içlerinde, bu tavırlarının toplumu tepkisizleştirmek isteyenlerin projelerini besleyeceğini göremiyor. “Sen ve rabbin gidin savaşın” diyen bir sürece hizmet edecek tepkisizleştirme projelerine karşı projeler geliştirmek gerekliliğini göremiyorlar. Zira “en akıllıları oynamak” bazı insanların ferasetlerini kilitliyor. Öyle ki kardeşlerine karşı “kardeşliğe yakışmayacak düşünceleri büyütmek” yoluna gidiyorlar. Bu konuda hiçbir kesim kardeşliğe helal getirecek bir yola girmemelidir. Hele “İsrail sevdasına tutulmak” olarak algılanabilecek bir tavrı büyütmek hiçbir kardeşe artı değer kazandırmayacaktır. Artı değer; insana değer vermek, kardeşe kardeşçe yakınlaşmak ile elde edilir.
Kardeşlerine yakınlaşmak ve onları anlamaya çalışmak seçeneği yerine, gerçekten bebek katili olan, gerçekten insanlık katili olan, tescilli katilliği her aklı başında insanın tepkisini çeken İsrail’i anlamaya kafa yormak bir insanlık kaybıdır. Zira bugün İsrail devletine egemen olan zihniyet, geçmişte Yahudi inancına sahip insanlara zulmedenleri değil yalnızca Müslümanlara zulmetmektedir. Değişik ülkelerde Müslüman avına çıkarak, Müslüman liderlere suikast düzenlemektedir.
Eğer katil olmak seçeneğini sürekli diri tutan İsrail sevdası birileri için kardeşlerini anlamaktan, anlamaya çalışmaktan, onlara destek olmaktan daha önemliyse, kendilerine mübarek olsun. Kardeşlerine öylesine şartlı yaklaşıyorlar ki, onların zulmü lanetlemelerini bile ırkçılık diye kafalarından, yüreklerinden geçirebiliyorlar, Allah verdiği aklı doğru kullanmayı nasip etsin. Tez zamanda aklıselime kavuştursun. Tez zamanda kardeşlerine önem verme uhuvvetini içlerine egemen kılsın. Bir hizip kardeşliği üretmeyi değil, İslâm kardeşliğini işletmeyi hepimize nasip etsin. Sorun İslâm kardeşliğinin hoşnut olunacak şekilde işletilememesinde, rabbim hak ve batılı ayırt etme ferasetini hepimize bahşetsin.