

Uçak Tunus havaalanı için alçalmaya başlarken aklıma “Bir gelin beyazdır, birde Tunus beyazdır” cümlesi geliyor. Mavi deniz, yeşillikler arasında beyaz beyaz binalar. Kuşbakışı gerçekten güzel görünüyor Tunus. Gezimiz süresincede insanlarıyla tanıştıkça da Tunus’u güzelleştirenin insanlarının güzelliği ve sevecenliği olduğunu gördüm.
Tunus’a ziyaretimize sebep olan oradaki bir üniversitede Türkçe dersleri veren kayınbiraderim Sayın Mustafa EROĞLU idi. Aslında bir aile ziyareti planlamıştık. Fakat hem Tunus’u gezmek hem de bu arada “Tunus devriminin” oluşunun ve birinci yılındaki durumu ile ilgili bilgiler öğrenmekti. Bunu Tunus’a gitmeden kayınbiraderime iletmiş oda sağ olsun bir dizi görüşme planlamıştı. Sokaktaki vatandaştan tutun, evhanımları, memurlar, işçiler, askerler, öğrenciler, siyasetçiler, uzun süre cezaevinde kalanlar, Nahda yetkilileri ve de Sayın Gannuşi ile biten bir sürü görüşme ile birlikte yakın şehirler ve tarihi yerleri gezdik ve gördük. Kimiyle sabah namazın da, kimisi ile yatsı namazın da buluştuk. Bazen camilerde oturduk bazen kafede bazen lokantada görüşmelerde bulunduk.
Sordukça aynı coğrafyanın aynı kaderini paylaştığımız ve aynı bedelleri ödediğimiz kendini belli ediyordu ama ne benzerlik sormayın gitsin. Tunus kurulurken Burgiba Türkiye’yi daha doğrusu Atatürk’ü kendisine rehber edinmiş. Şimdilerde de Tunus’lular Türkleri, Türkiyeyi, Türk modelini ve Türkiye’nin yeni yöneticilerini merak etmiyor değillerdi. Seviyor ve sayıyorlardı. Sayın ERDOĞAN özellikle bütün Arap baharı yaşanan topraklarda dillendirilen tek kahramandı. Tunus’lular da özellikle bunu ifade ediyorlardı. Özellikle sokakta rastgele halkla yaptığımız görüşmelerin birinde matematik öğretmeni olup eski sosyalist düstur partisinin devamı olan Tekaddüm partisini desteklediğini söyleyen bir arkadaş “Biz Araplar başbakanınız Erdoğan’ı seviyor ve saygı duyuyoruz. Duyduğumuza göre Erdoğan Raşid Gannuşi’nin kitaplarıyla yetiştiğini söylüyormuş. Eğer bu doğru ve Sayın Gannuş’i de Erdoğan’ın yaptıklarını yaparsa biz Gannuşi’yi de destekleriz.” Sözleri özellikle dikkatimizi çekmişti. Aynı arkadaş biraz önce “selefi “ olarak kendini adlandıran bir gurubun bildiri dağıttığını ve bildiride “şii” kitaplar satan bir kitap evini boykota çağırdıklarını söyleyerek ekliyordu.”Biz halk olarak aşırılıkları istemiyoruz. Ne aşırı solcuları nede aşırı İslamcıları istiyoruz “diyor du.
Biz Türkiye’liler Devrim görme şansına sahip olamayıp hep Darbe görmeye alıştığımız için devrim nedir hak getire pek bilmeyiz ama solcularımız yıllardır anlata anlata bitirdikleri Rus devrimini bize de duyurmuşlardı. Küba devrimi, Fransız devrimi ve de İran İslam devrimi okuduğumuz duyduğumuz belki de etkilendiğimiz tarih sahneleriydi artık. Ama “Arap baharı” adı verilen ama ilkbahar olmadığı fakat sonbahar ise de arkasında dileriz ki şu günlerdeki gibi çetin bir kışın gelmemesini arzu ettiğimiz ve dilediğimiz bir bahar yaşıyorlar, yani kısacası bir “araf” yaşıyorlar.
Demokrasi bir sürecin adıdır. Tunus’ta bu sürecin adı “Hürriyet, eşitlik, adalet ve kalkınmadır.”İnsanlar Fransız boyunduruğundan kurtulup güya bağımsızlıklarını kazandıklarından beri iki demir yumruk idarecinin emri idaresi altında adeta inim inim inlemişler. Ama şaşkınlıkla dinlediğimiz Burgiba’ya methiyeler bizi düşündürdü. Çünkü Burgiba kendisinden sonraki halefinden farklı çalıp çırpmamış, sadece devlet ve ülkesi için çalışmış ve oturaklı bir düzen kurmuş. İkisinin de ortak noktası “İslam ve Müslüman “ düşmanlığı iken Burgiba hutbelere müdahaleler yapmış hatta yaza gelen orucun ekonomiyi zora soktuğu gerekçesi ile tutulamaya bileceği fetvasını bile vermiştir. Her iki diktatör dönemin de olan Müslümanlara olmuş, takipler, sürek avları, fişlemeler, tutuklamalar, işkenceler, hapisler, sürgünler birbirini takip etmiş. Sadece İslamcılar değil tabi hangi düşünceye sahip olursa olsun, mevcut düzene karşı çıkıp hürriyet isteyen herkes aynı kaderi paylaşmış. Ama itiraf etmeliyim ki sistem olarak o kadar kuvvetli işliyor ki mesela bu ülkede devrim olmuş, düzen değişmiş veya değişiyor, bir sürü şeyler olmuş bitmiş ama mesela bütün bu süreç içerisinde memurların ve işçilerin bir ay dahi maaşı aksatılmamış.
Uzun yıllar hapislerin yaşandığı, duvarlarında akıl almaz işkence çığlıklarını taşıyan cezaevi son on yıllarda yıkılmış yerine park yapılarak yeşillendirilmiş halkın hafızasında silinmeye çalışılmışsa da yaşayanlar hala yaşıyorlar. Bu acıyı tadanların akrabaları, çocukları, arkadaşları ve çevreleri hangi suçtan ötürü en değerli canlarının yıllar boyu hak mahrumiyetini yaşadıklarını öğrenmek istiyorlar ve illerde bu çekilenleri beklide tesis edilen adalet sistemi çerçevesin de hak talebine dönüştüreceklerdir. Düşünün bir mahallede oturuyorsanız diğer bir mahallenin camisin de kazara sabah namazında yakalanırsanız(!) işiniz artık Allah’ kalmıştır. Yıllarca hapislik belki sizi bekliyordur. Mesela camiler devlet dairesi olduğu için hep kapalı tutuluyormuş. Camiler eylem merkezi olmasın diye ikindiye az bir zaman kala cami açılıp öğle namazı kılınıp, hemen sonrasın dada ezan okunup ikindi namazı kılınıyormuş. Akşamda aynı metotla yatsıya yakın kılınıp böylelikle olabilecek camii merkezli eylemlerin önüne geçiliyormuş.
İstihbarat, polis ve asker vesayeti, takipler, tehditler, işkenceler, tutuklama ve uzun yıllar boyu yargılamalar ile ömür boyu cezalar ve sürgünler Tunus insanını canından öyle bezdirmiş öyle hırpalamış ki bugünün umudunu taşıyan hiçbir insana rastlamak adeta mümkün değildi. Soruyoruz görüştüğümüz herkese “bugünleri hiç hayal ediyor muydunuz? Yani diktatörler bir gün gidecek ve Tunus halkı kendi yönetimini kendi belirleyecek, hürriyet sağlanacak, özgürlükler…” Kati suratle hiç kimse olumlu cevap vermedi. Hatta böyle bir günü korkumuzda hayal bile edemiyorduk diyorlardı. Yani hayal bile kuramıyorduk. Çünkü yasak etkisini hayallerimize kadar sirayet ettirmişti. Davası uğruna yıllarca hapis yatanlar bile “ümitsizliğe düşmenin” günah olduğunu bile bile umudumuzu yitirmiş” Hani… Allahın yardımı nerede? Diyorduk. Ama hep bugünü de bekliyorduk. Dile kolay Sayın Gannuşi yirmi iki yıl sonra sürgün yaşadığı İngiltere’den ülkesine dönebilmişti.
Evet, Tunus devrimi adıyla tadıyla adeta “Bir Yasemin Devrimi” idi. Fonksiyonlu, cosinüslü ve sinüslü Hesap makineleri ile diyagramlar, ortalamalar, sayısal analizler hepsi ama hepsi Tunus‘ta iflas etmişti. Kelimenin tam manasıyla Tunus halkı adeta Allah’ın yardımını hak etmiş ve çağdaş firavunlardan kurtulmuşlardı. Tercümanımın katılmamasına rağmen “Daha çok demokrasi, ama herkes için demokrasi” dileğimiz insanların tebessümüne sebep oluyordu. Gecenin geç saatlerinde iki modern giyimli bayan güle oynaya yolda rahatça dolaşıyorlardı. Yani bunun tercümesi Tunus Nahda komutasında iyi yolda ilerliyordu.
Bu hafta Kalın sağlıcakla… Gezinin devamında buluşmak dileği ile selam ve dua ile…