Sorumsuz yaşam, onun hayatından uzaklaşmıştır. Şeytanın adımlarına uyma, zalimlere meyletme, ya da zalimlerin zulmünü onaylama, ya da gücü yetiyorsa ona karşı durmama gibi bir hasleti yoktur.
Evet, böyle bir insan ve böyle insanlardan teşekkül etmiş bir toplum, şerefli olarak yaratılmış insanın canını yok etmek yerine, onu canı pahasına korumaz mı? Ya bütün bu güzelliklerin kendisinden doğduğu İslam inancından insan uzakta yaşar mı? Ya bu dinin sahibi ve bütün yaratılmışların yaratanı, onları sevk ve idare eden, insanlığa bütün güzellikleri bahşederek, onlara sonsuzluk yurdunun ve rahmetinin kapılarını ardına kadar açan Allah, sevilmeye ve itaat edilmeye değmez (hâşâ) mi? Dünyadaki madden ve manen mutlu bir yaşam, Allah’ın bizden istediği değil midir? Hem bu yaşam, bizlerce kendi aramızda gerçekleştirildiğinde, cennetteki yaşamın bir nuvesi olmaz mı? Bir oyun, öncesinde provası yapılmadan nasıl sahnede iyi oynanabilir ki? Kendi memleketinde insan hak ve özgürlüklerinden bahseden Avrupa uygarlığının, Amerika’nın öncülüğünde Irak, Afganistan ve daha birçok İslam topraklarında insan canını ve namusunu hiçe sayması neyin nesi oluyor? İnsan canının kutsiyetini sadece kendi insanına hamleden, diğer canlar için fırsat buldukça hiçe sayan bir uygarlık, sağlam ve adil bir zihniyetten doğmuş ve beslenmiş olabilir mi? Bugün bütün dünyanın çığırtkanlığını yaptığı demokrasi, Avrupa insanı için can ve mal emniyeti, barış ve refah iken; ne yazık ki memleketleri işgal edilmiş Müslüman milletler için kan, gözyaşı, namusun heba olması, yer altı ve yer üstü kaynaklarının Avrupa insanına peşkeş çekilmesi olarak ifadesini bulmuştur. Afrikalı insanın açlıkla imtihanı, dahası ölümüyle ifade edilmiştir, Avrupa uygarlığı… Hemen yanı başımızda, Filistin halkının, ikinci dünya savaşından bu yana, Avrupa’nın başına bela ettiği, Siyonist İsrail’den çektiği sıkıntılar, Avrupa uygarlığının kendisi dışındaki insanların canına ne kadar kıymet verdiğini (!) göstermesi açısından önemlidir. Biraz daha geriye gittiğimizde, Avrupa’nın ikinci dünya savaşında çoluk çocuk, yaşlı genç, kadın erkek demeden, masum nice canlara, kirli siyaset ve iktidar anlayışıyla yirmi milyondan fazla insanına nasıl kıydığı hala dimağlarda tazedir. Atom bombasının ve diğer kimyasal silahların insan canı üzerinde aynı zihniyetle denenmesi ve yüz binlerce insan canının telef olması, batı medeniyetinin kirli yüzünü en iyi şekilde izah eder diye düşünüyorum. İnsan canının yok sayıldığı, yok edildiği birçok tabloyu bu günü veya dünüyle bir film şeridi gibi gözlerinizin önüne getirdiğinizde bu oyuncuların yine batıdan neşet ettiğini görürsünüz.
Belki de bizimle onların arasında fark şu, biz sadece bizim için değil, bir başkaları için de yaşamamamız ve yaşatmamız gerektiğini düşünürüz, daha ötesinde inanırız. Ya onlar, canını bağışladıklarından muhakkak bir menfaat vardır. Ben burada bir uygarlıktan bahsediyorum, sakın bu uygarlık bir kişi veya bir zümreye indirgenmesin. Uygarlıkların veya medeniyetlerin ne olduğu değil, nereden beslendikleri ve kendilerini hangi değerlerden mahrum bıraktıklarıdır. Bu beslenme ve mahrumiyet onlarda, kişilerde olduğu gibi bir düşünüş ve davranış bozukluğu meydana getiriyor. İşte bu davranış bozukluğundan neşet eden uygarlığın insan canına verdiği değeri(!) sizlerle paylaşmış bulunuyorum. Ve daha öncesinde İlahi eksende işler icra eden iktidar, devlet ve uygarlıkların da insan canına hiçbir ayırım gözetmeden nasıl sahip çıktığını izah etmiş bulunuyorum. Canınıza sıhhat temennilerimle, Allah’a emanet olunuz. VESSELAM